ÎMAMIN   ÜSTÜNLÜĞÜ

          İmamet  ve üstünlük meselesindeki  görüşlerin Şia'ya İslâm dışı güçler tarafından sokulduğunu  gösteren delilde  İbn Ebi Hadid'in,  "Bu hususta orta ve mutedil  bir   yol  takip  ettiklerini  ifade  eden"  sözüdür.  Acaba  İbn  Ebi  Hadid'in, Hz. Ali'ye  nisbet  ettiği  sıfatlar  "orta yol"   olarak  kabul edilirse, daha  ileride ne kalır?  Hz.Ali'yi,  Hz. Muhammed'den üstün tutan Ulyailer'in  görüşleri  ve  daha  ileri giderek, Hz. Ali'yi ve oğullarını  ilahlaştıranlar  vardır.  İbn Hadid  kendi  görüşünü, bunlara bakarak "orta yol" şeklinde  nitelemiş olmalıdır.  Yoksa İslam inançları çerçevesinde onun  görüşü de orta yol olarak kabul edilmediği gibi tam bir sapıklık olarak nitelenebilir."  (215)  

          "Demek ki   imametten  bahsetmek, bir yönüyle bu şii mezhebinin sapıklığından bahsetmek, yani Hz. Ali  ve  ilk   imamların   görüşlerinden ayrılıp bu gün  geçerli saydıkları  uydurmalara  yönelişinden  bahsetmek  demektir.  Bu  sapmanın  odak  noktası  "İmamet"  konusu olmakla birlikte ilk   İmamların sözlerinde bu manada bir imamet anlayışına rastlayamıyoruz. İmamet meselesini en geniş çerçevede ortaya koyan  kişi,   Şii  alimlerinin müteahhirininden Meclisi olmuştur. İmametle ilgili "Hayatü'l -Kulûp" isimli eserinde geniş açıklamalar yapmıştır.

         1- İmamın gerekliliği  ve  imamsız  bir zaman  olmayacağı,

         2- İmamların masum oldukları, 

        3- İmametin Allah'ın ve Hz. Peygamber'in tayiniyle olduğu,  her  imamın da kendisinden sonra  gelecek  imamı  tayin  etmesi,

         4- İmamı tanıma zaruriyeti,

         5- Bir  imamı  inkâr  etmenin,   bütün  imamları  inkâr  etmek  gibi  olduğu, 

         6- İmama  itaat etme zaruriyeti,

         7- İmamsız  hidayete  varılamayacağı,

         8- İki  değerin  Kur'an ve  Ehl-i Beyt   olduğu,

         9- İmamların  tayin  edilmesi."  (216)

    Bu kadar nakilden sonra  yine:   "Aramızda  yalnız  bir  imamet  farkı  var.   İhtilafı büyütmemek  lazım,   itaat   edilmesini  engelleyen ne var ki?" diyebilir misiniz? Şia'nın   bu inancından  vazgeçmediği  müddetçe  Ehl-i Sünnet'le  uzlaşma  imkanından   bahsetmek  çok  gülünç   olur.  Saf  kardeşlerimiz  ise  bu inanç üzerine itaat beklemektedirler.  Boşuna  bekleyip  yorulmayın!  Yukarıda  izah  edilen  ve  İslam'da yeri  olmayan   düşüncelerinden   dolayı   kesinlikle  caiz  değildir. Vekile itaat zaten caiz değildir.   Bu  bizim akaidimizin   gereğidir.   Ehl-i Sünnet akaidi denilen Akaid, zaten Ehl-i Bid'at   fırkalara verilen cevaplardır. Yani   Ehl-i  Bid'at  ortaya bir takım sapık ve sakat   görüşler   atmış,   o görüşlerini   yayma savaşı vermektedir. Ehl-i Sünnet Uleması ise, bu sapık ve sakat görüşlere cevap vererek inancın aslını, doğrusunu  ortaya  koyma  cehd ve gayreti içine  girmiştir.  Zamanımıza  kadar  başarılı  olmuşlardır,  İnşa'Allah bundan sonra da başarılı olurlar.  Allah (c.c) cümlesinden razı olsun.  AMÎN. Allah (c.c) kendine ihlas ile ibadet ederek ihsan mertebesine  ulaşmak  isteyen  mü'minleri  bu güzel  yoldan  ayırmasın.   Bizleri de  onlardan  ayırmasın.  Ehl-i   Sünnet   yolunda   olmamıza  ne  kadar dua ve hamd etsek yine de azdır!

       Günümüz Müslümanlarının kısmen de olsa haklı oldukları ve neticede yanılmalarına  sebep  olan hususlar yok mudur? Elbette vardır, Öyle ki, Ehl-i sünnet'im diyen büyük bir kitle, Tağuti sistemlerin baskı, zulmü ve daha başka sebepler  yüzünden  akaidlerinden tecrid edilmiş  bir  hale  getirilmişlerdir. Hem namazı   kılmayı,  hem  de faizli  bankanın   müdürlüğünü,   hem   ayağa  mest giymeyi,  hem de fötr şapka giymeyi, hem müslüman olduğunu hem de genel evin vesikalı  hizmetçisi  olduğunu  söylemeyi ihmal etmezler.  Hem imam olduğunu, hem de İslâm  dışı   ideolojilerin   tellallığını yapmayı, hem Muhammed'in ümmeti olduğunu, hem de başka  insanları kurtarıcı  kabul etmeyi,  Hem hoca oğlu olduğunu, hem de şeriat düşmanı olduğunu,  hem şeyh olduğunu, hem de Kur'an devletine lüzum olmadığını,  Hem  demokrasinin   güzel bir yönetim olduğunu, Hem ilahiyatçı olduğunu, hem de İslâm'da   laikliğin   olduğunu,   hem   Ehl-i sünnet olduğunu, hem de şeyhinin masum  olduğunu  ve  daha  nicelerini  görmenin   mümkün  olduğunu.  İslami  eğitimden  mahrum  bırakılmış  bu  kitlenin   İslam  adına  daha  birçok  bid'at  ve  hurafelere  saplandıkları  doğrudur!

          Derenin  bir  yüzü  böyledir de; diğer  yüzü  nasıldır?  Araştırıldığında  hiçbir  farkın  olmadığı  görülecektir.  Şöyle ki;  "Kur'an  Müslümanlığı",  "Kur'an'a  yöneliş  hareketi",  "Kur'an  bize  yeter"  safsatası, "Selef  Müslümanlığı"  maskaralığı ,  "Ehl-i  Hadis  Müslümanlığı" , "Mezhepsizlik"  kepazeliği,   "Entel,  Radikal  Müslümanlığı",  "Bizim  Şeyhe  bağlanmayanın  dünya  ve  ahireti  berbat  olmuştur"  hurafesi  vb.  nice  garib  manzaralar!   Derenin  bir  kenarında ki  olumsuzlukları  görüp,  diğer  kenardaki  olumsuzluklara  sarılmanın  hiçbir  haklı  gerekçesi  olamaz.

          Günümüz  kitlelerine  bakıp  işte  Ehl-i  Sünnet  budur  demek,  tam  anlamıyla  bir  insafsızlıktır!  Noksan  bir  değerlendirmedir.  Biz  Bid'at  fırkalarını  eleştirirken  kaynak  sayıkları  kitaplardaki  sakat  görüşlerini  eleştirdik.  Karşı  tarafta  bize  yönelik  eleştirilerinde  kaynak  eserlerimizi  göstererek  eleştirsinler  biz  bundan  memnunluk  duyarız.   Ama  gel gör ki,  Şia  adına  Ehl-i  Sünnet'e  savaş  açanlar;   ne  İmam-ı  Azam  (rh.a)'ı  tanımaktadırlar,  ne de  İmam-ı  Maturidi (rh.a)'yi.  Fırka-i  Naciye'yi  eleştiren  bir  kısım  müslümanlar,  Şia'nın  hangi  itikadi  fırkaya  bağlı  olduğunu   dahi   bilecek  bir  seviyeye  ulaşmış  değillerdir!    

          Bugün   Kur'an'a   bağlı  olduklarını   söyleyen  yüksek (!)  din  eğitimi   almış   insanların,   üzerinde  durdukları  bir  akım  vardır.   Bu  akım   sistem  tarafından da  icazetlidir!   Bu  dini  akımın  gidişi  çok  kötüdür!   Aynen  motoru  ve  fireni   patlamış,  direksiyon  hakimiyetini  kaybetmiş  bir  sarhoş  sürücünün  çılgınca  hareketlerine  benziyor.   Bu   sarhoş sürücünün  otomobiline  binenlerin  vay  haline!   Bu  akım,  İslam'ı  ana  kaynağı  Kur'an-ı  Kerim'den  öğrenme  akımıdır.   Bu  yolu  seçen  insanlara  şaşmaktan  başka  yapılacak  bir şey  yoktur!   Müslümanların  bu  tür  akımlara  karşı  çok  dikkatli  olmaları  lazımdır.    

           "İmametle  ilgili  şu  ana  kadar  yazılanlara  karşı  Ehl-i  Sünnet  alimleri,  Şia'nın   görüşlerinin  doğru  olmadığı  hususunda  ittifak  etmişler  ve  Şia'nın  görüşlerini   şu  hususlardan  dolayı  reddetmişlerdir. 

       1-İmama  ihtiyaç  vardır,  fakat  masum  imama  ihtiyaç  yoktur.  Dini  hükümlerin  yerine  getirilmesi,  kötülüklerin  giderilmesi  ve  İslam'ın  korunmasına  ihtiyaç  vardır.   Ancak  bu  ihtiyaçları  giderecek  kimsenin  masum  olması  şart  değildir.  İctihad  ehli  ve  adalet  sahibi  olması  yeterlidir.  İmamın  hata  etmesi  caizdir.  Uyanlara  ise  herhangi  bir  sorumluluk  yoktur. "Ey  inananlar!  Allah'a  itaat  edin.  Peygambere  ve  sizden  olan  emir  sahiplerine  de  itaat  edin." (217)  ayetindeki    "emir  sahipleri"   Şia'nın  ileri   sürdüğü  gibi  İmamlar,  demek  değildir.   Ya  Raşid  halifeler  veya  seriyye  komutanları,  yahud da  dini  hükümlerde   fetva  veren  ve  insanlara  dinlerini  öğreten  alimlerdir.  (İbn-i  Kesir'de  buradaki   Ulu'l  emr'den  maksadın  Ulema  olduğunu  beyan  etmektedir.)  Şu  hususta  unutulmamalıdır ki,  imam  şeriata  uygun  ettiği  sürece    ona  uymak  gerekir.    Şeriata  karşı   hareket  ederse,  ona  uyulmaz. (218)    Peygamberlerin  bazı özellikleri   imamlarda tahakkuk edebilirse de, bütün özelliklerinin imamlarda bulunması söz konusu değildir.   İsmet de bunlardandır. Ehl-i Sünnet'e göre İsmet, peygamberlere mahsus bir sıfattır ve peygamberlik şartlarındandır.  İmamlık şartlarından değildir. (219)

     2- İnsanların, hidayet  için  Kur'an  ve  Sünnet'e sarılmaları yeterlidir. Bu konuda  birçok  ayet  ve hadis vardır. Ama masum imama uymanın lüzumunu  belirten tek bir ayet ve hadis yoktur.

    3- Şer'i   hükümler  bedihi (apaçık) dir. Mü'minler, açık olmayanlarını (Müteşabihleri) anlamakla yükümlü  tutulmamışlardır. Zira İslâm'da güç yetirilemeyeni teklif yoktur. İmam, vahiy almadığına göre, bedihi olmayan şer'i hükümleri  nereden  bilebilecek?  Ehl-i Sünnet'e  göre, rey ve kıyas haktır.  Masum birine ihtiyaç yoktur.  Kur'an, Sünnet, İcma' ve Kıyas'tan ibaret olan şer'i deliller insanlara  kafidir.

       4-- İmam, şeriatın koruyucusu kabul edilse bile, şeriatı kendi zatıyla koruyor değildir.  Aksine,  Kitap,  Sünnet,  İcma' ve sahih içtihadıyla korur. İmam'ın içtihadında  hata  etmesi  ise  caizdir. Bu hata sağlam şeriatı bozmaz. (220)

     5- İmamların sözü,  Peygamberlerin sözü  gibi  hüccet  değildir.  İmam  kumandan mesabesindedir.  Peygamberlere  caiz  olmayan  şeyler,  imamlara caizdir.  (Kadi Abdu'l Cebbar, Mugni, c.15.sh:313)

     6- "...Seni insanlara  imam (önder) yapacağım" dedi. O  (İbrahim): "Soyumdan da" deyince,   "zalimler benim  ahdime erişemez"  dedi. (Bakara: I24) ayeti imamların masum olduğuna delil değildir. Zira ayetteki "ahd"den murad,  ya peygamberlik veya imamlıktır. (Taberi, Cami'ul Beyan, C.I. sh: 530)  Şayet imamlık ise, her masum olmayanın  zalim  olduğu  gerçek delildir.  Belki,  adaletli olmayan,  tevbe edip  nefsini ıslah etmeyen zalimdir. (Cürcani, şerhu'1-Mevakıf,C.3.sh:265-266)

    7- "Ey  Peygamber'in  ev  halkı  Şüphesiz  Allah  sizden  kusuru  giderip  sizi tertemiz yapmak ister." (Ahzab: 33) ayeti de imamların ismetine delil değildir. Çünkü, bütün imamların Ehl-i beyt'ten olma şartı ve zarureti yoktur. Ayrıca ayetteki rics, manevi pislik olan töhmettir. Onlardan töhmetin kaldırılması, hata etmelerini engellemez. Zira müctehid, içtihadı hatalı da olsa sevap kazanır. (Rüşdi Alyan,el-İslâm, ve'l-Hilafet, sh: 59)

       8- Halktan  zekât ve vergi toplamak için adaletli olmak gerekli ise de masum olmak şart  değildir.

      9- İmam ve halife  dini  konularda  fetva verirken isabet de  edebilir  hata da. Müctehidin  hata  etmesi  caizdir.(221)

     10- Halkın, imamın  kıldırdığı  namazda  şüpheye  düşmemesi  için  imamın  masum olması gerekmez. Bu,  Şia'nın bir iddiasından başka bir şey değildir.

    11- "Ben  ümmetim  hesabına,  başlarına   geçecek  sapık  imamlardan  korkarım",  hadisi de  imamların  masum  olmadığına   delâlet etmektedir.   (Tirmizi, Fiten, 51- Ayrıca,  adil  ve  zalim imamlarla ilgili hadisler için bk. İbn Hacer, El- Matalibu'l- Aliyye, c.2, sh: 232-234.)

   12- Masum imama ihtiyaç yoktur, insanlar bütün işlerinde imama uymak mecburiyetinde de değillerdir.

    13- Peygamber'in getirdiği dini hükümleri nakleden,  imamlar değil; adil, zabit ve güvenilir  raviler  ve  alimlerdir.

    14- İmamların,  meleklerden  üstün olduğuna dair akli ve nakli herhangi bir delil mevcut değildir.

    15- Şia'ya göre,  gaip  imamın  naibi  olan  müctehid  imam,  masum olmadığına göre Şia'nın görüşündeki tenakuz kolayca anlaşılmış olur.

    16- Şia'nın, imamlar ve ismetleriyle  ilgili  görüşünün dini naslara uygun olmadığı ortadadır.   Zira,  Peygamberler  bile,   inam  olmak   hasebiyle  hata edebilirler..... Bu nassla sabitken, imamların,  doğumlarından,  ölümlerine   kadar büyük-küçük her türlü  günahtan;  unutmak, yanılmak  ve  hata etmekten  masum  olduğunu  iddia etmek ne derece doğru olabilir?

    17- Şia'nın  ileri  sürdüğü  deliller  dayanaktan yoksundur. İmamın, Haşimi olmasının şart koşulması,  nassın zahirine ve ümmetin,  Hz.Ebu Bekir ve Hz. Ömer'in halifeliğini (imamlığını) tasdik sadedinde yaptığı akid icmaına aykırıdır, İ İmamın, masum  olması  ve  gaybı  bilmesi  şartı da ümmetin icmaı ile batıldır. (Amidi,Gayetü'l-Meram, sh: 384 )

      18- Raşid  Halîfelerin halifeliği ittifakla akdedilmiş ve onlarda masum olmadıklarını itiraf etmişlerdir. Nitekim bazı hususlarda, halifelerin  görüşlerinde  isabet edemeyip yanıldıkları tarihen sabittir.   Bu da imamların masum olmadıklarını gösterir. (Amidi, Ğayetü'l-Meram, sh: 385)

     19- Şia, imamlarla ilgili pek çok hadis ileri sürer.   Şia, hadis  rivayetinde sadece Ehl-i Beyt'e dayanır. Halbuki Şia'nın hadis rivayetinin ilk halkasını teşkil eden Peygamberimizin  torunları  Hz. Hasan ve Hüseyin,  Hz. Peygamber (s.a.v) hayatta iken   henüz küçük yaşta idiler. Bu sebeple Hz. Peygamber'e yetişmemişlerdir. Bunların, Resulullah'dan  naklen  fetva  ver   dediklerini iddia etmek doğru değildir.  (İbn Teymiyye, Min'hacü's- Sünne. C/I. , sh:230.)

     20- İmamların  masum  olduğuna  dair açık ve kesin bir delil mevcut değildir. (Başta Hılli olmak üzere  bir  çok  Şia aliminin  imamların  ismetine dair ileri sürdükleri deliller  çeşitli mantık oyunlarından ve ayetleri zorlama suretiyle yaptıkları tevillerden  ibarettir.  Her mezhebin kendine göre bir mantığı vardır.  Şia mantığına göre bunlar doğru,  fakat Ehl-i Sünnet'e göre yanlıştır.)  Allah  Teala'nın,  lütfen masum   bir   imam  göndermesinin   gerekli  olduğu  iddiası dayanaksızdır. Zaten böyle  bir  imam  da  mevcut  değildir.   Muntazar   (gibi)  imamdan da kimseye bir fayda yoktur.  Tarihen  herkesin,  On  iki  imamı kabul edip bunlara tabi olduğu da sabit değildir, (İbn Teymiyye a.g.e. c.2, sh:I34-135)

       Ehl-i Sünnet'e göre, Peygamberlerden başka masum yoktur.  Halife olan ve olmayan kimselerin hata etmeleri, günah işlemeleri ve tevbe etmeleri caizdir. Günahları,  tevbe  ile ve iyilikle silinir. Resûlullah (s.a.v) on kişiyi cennetle müjdelemiştir. Onların cennetle müjdelenmesi,  günah  işlemediklerine değil, Allah'ın onları  mağfiret   ettiğine  delildir.  Farz edelim ki, hatadan korunmak için, masum birine ihtiyaç vardır.  Bu takdirde,  her memlekette  bir masumun  bulunması  gerekir, çünkü bir masum bütün beldelere yetmez. Naib tayini, hatanın caiz olmasını önlemez. Dini  bilgileri  öğrenmek   için de masum birine ihtiyaç yoktur. Çünkü  öğretmek ismetle değil,  Peygamber veya Kitap aracılığıyladır.   İmam,  şeriata  tabi olduğu sürece ona uymak gerekli olur.  Şeriata muhalif hareket ederse ona uyulmaz. Bu takdirde red ve inkâr edilir..... Kısaca,  Ehl-i Sünnet'e  göre  Peygamberlerden başka masum  yoktur." (222)