İBAHİYYE
Söz konusu fırka; sapık Sofiyye fırkasındandır. Bunlar; bütün mallar mübahlık üzeredirler. Kadınlar da öyledir. Kısaca İbahiyye, insanların mallarını, kadınlarını mübah sayar. 268-
Bir tarikat bozulmasıyla her şeyi mübah gören zümredir. İnsanın üzerinde herhangi bir yükümlülüğün bulunmadığını, ona her şeyin mübah olduğunu ileri sürerler. Bunlardan : "İnsan öyle bir hale ulaşır ki, artık üzerinden yükümlülükler kalkar ve bütün haramlar kendisine mubah olur." diyenleri vardır.
Bunlar Cüneyd zamanında ortaya çıkmışlardır. Onların "sekeran (kendinden geçme)" haline ulaştıkları iddia edilmektedir. Allahü Teala (cc) "Sana yakın gelinceye kadar Rabbi'ne ibadet et" diye buyurdu. Halbu ki bu ayet-i kerime ile kastedilen şey ölümdür. 269--
"Bir kulun kalbinde Allah'tan gayrı olan şeylere karşı sevgisi kalmaz ve gönlünde yalnız Allah sevgisi yaşarsa o kul, artık namaz kılma, oruç tutma ve şeriatın bütün hükümlerini yapma zorunluluğundan kurtulur ve hatta haram olan her şey ona helâl olur. Halbuki şer'an, harama helâl diye inanan kimse dinsizdir, işte bu görüşün şeriata uymadığını, sapıklık olduğunu idrak edemeyen bu fırka mensupları, bütün haram şeyleri seve seve yapmaktan çekinmemişlerdir. Bunlardan uzaklaşan selâmeti bulur. (Bunlara "Hübbiyye" de denir.)"
"Kul ilâhî huzurda bulunmak ve sohbetine nail olmak mertebesine erişti mi, şeriatin emir ve yasaklarına uymak zorunluluğundan kurtulur. Çalgı seslerini dinlemek, kadınları bir çiçek gibi koklamak ve onlardan faydalanmak, ona helâl olur. Bu görüşü benimsediği için zevk ve safa içinde yaşayan bu fırkanın kurucusu Abdullah Şemrah ile mensuplarının (ona uyanların) öldürülmesi vaciptir. Çünkü; bu sapık fikirleriyle nice fitne ve fesada sebep olmuşlardır. (Bunlara da "Şemhariye" denir.)"
"Biz, nefsimize hükmetmek gücüne sahip değiliz ki, onu haramdan, kötülüklerden men edebilelim. Herkesin malı ve karısı mubah ve helâldir, alır ve gideriz. Nefsin arzu ve iştihasını çeken bir şeyi men etmek küfürdür, derler. Bu aşırı fikirleri savunan bu fırka mensupları en zararlı ve küfre giden kimselerdir. Çünkü; bunların şerri, kötülükleri pek çoktur. (Bunlara ise "Ebahiyye" denir)" 270--
İBAHİLİK VE İBAHİLER
Tarihte gerçek İslâmiyetten sapmış bir çok ibahiler gelip geçmiştir. Bunların çeşitli kollan vardır. Al-Malati'nin bahsettiği Şekkiyye, Ruhaniyye ve Abdekiyye gibi zındık fırkalar da ibahidirler. (1) Biz burada sadece bazı şüpheler ve vehimler neticesinde şaşıran ibahilerden bahsedeceğiz. Gerçekte şüphe ve vehim neticesinde şaşıran ibahiler de pek çoktur. Fakat biz Gazzali ve İbn al-Cezvi'ye dayanarak bunların başlıcalarını 6 bölüm halinde mütaala etmeyi düşünmekteyiz:
1. Bir kısım İbahilere göre "
İyi ve kötü işler önceden kaderde takdir edilmiştir. Bazı insanların mesut olacağı ve bazıların da bedbaht kalacağı önceden yazılmıştır. O halde mesut olacağım diye iyi amellerde bulunmak lüzumsuzdur. Yahut bedbahtlıktan kurtulacağım diye kötü hareketlerden kaçınmak manasızdır. Çünkü kaderde ne yazılı ise o olacaktır."2. Allah'a ve Ahiret'e imanı zayıf olanlar: Allah'ın ibadete ihtiyacı olmadığına ve günahlardan dolayı da gücenmiyeceğine inanırlardı. Onlara göre Allah indinde, bir kulun ibadet etmesi veya günah işlemesi aynı değeri taşır. Binaenaleyh insanların ibadet edeceğim diye kendilerini yormaları lüzumsuzdur.
3. Allah'ın rahmetine ve keremine güvenerek ibahata dalanlar. Bunlar madem ki Allah affedicidir, o halde arzu ve hevesimize göre hareket etmemizde bir mahzur yoktur, diyenlerdir.
4. Dördüncü fırkaya dahil olanlar. Şeriati bir cihetten bilmiyenlerdir. Bunlar şeriatın şehvet, gazıb ve riya gibi kötü sıfatların insandan tamamen atılmasını emrettiği sanırlar. Bir müddet riyazetle meşgul olmalarına rağmen, bu gibi beşeri sıfatları yok edemeyince. "
İnsanın beyhude yere kendini meşakkate atması manasızdır. Çünkü bu gibi sıfatları yoketmenin muhal olduğu tecrübemizle sabit oldu" derler.5. Bazı kimseler müddet riyazetle meşgul olunca bir nevi sesler duyarlar ve ha-yeller görürler. Bunlar adetleri hilafına ibadet anında kendilerinden halis olan bu gibi halleri olgunluk mertebesi sanırlar. Artık Allah'a kavuştuklarına inanırlar ve "
biz maksada eriştik, ibadet etmek ve günahtan sakınmak bu mertebeye erişmek için gerektir. Binaanaleyh bize günah işler ve namaz kılmamak zarar vermez" derler. Bunlar arzularına göre hareket eden ve kendi derecelerini peygamberlerin derecelerinden daha yüksek gören ibahilerdir.6. Altıncı fırkaya dahil olan
İbahiler mutasavvıf iken yolunu şaşıranlardır. Sufilerin bir kısmı riyazetle nefislerini terbiye etmeğe çalışırlar, bir müddet inzivada kalırlar ve kalplerinden Allah korkusunu eksik etmezler. Bu hal neticesinde onlarda bir takım iyi haller ve keşifler doğar. Bir çok melekut sırlarına vakıf olurlar, nihayet keramet sahiplerinin derecelerine erişirler. Gayıptan haber verseler doğru çıkar. Bir hastaya himmet etseler iyileşir ve bir düşmana gücenseler o düşman helak olur. Bunlar "biz daima huzur-u ilâhiyi müşahede etmekteyiz. Rüku ve sücud'tan maksat gafil olan kalbi huzura getirmek ve Allah sözünü hatırlamaktır. Biz bir an dahi Allah'tan gafil değiliz. Bütün melekût'u apaçık görüyoruz. Melekler ve nebiler, cevherlerini güzel suretler halinde bize gösteriyorlar. Artık bizim ibadete ne ihtiyacımız vardır" derler. (2)İşte böylece özetlediğimiz ibahiler H. V nci yüzyılda Gazzali zamanında bile faaliyet halinde idiler. (3) Zaman zaman türeyen ibahilerin şerrinden Allah (cc) gerçek müslümanları korusun.
Batınilik: Kur'an ve hadislerin zahiri manalarından başka batini anlamlarının da bulunduğu iddia eden fırkaya genel olarak Batıniyye denir. (4) Bu fırka hicri ikinci yüzyılda türemiştir. Mezhebin kurucularının Meymun b. Deysan ile oğlu Abdullah b. Meymun al-Kaddah olduğunu, fırka ve tarih kitapları kaydetmektedir. Meymun ve oğlu Abdullah, Ehvaz taraflarında önce Ali b. Ebi Talib'ın kardeşi Ukeyi neslinden olduklarını iddia ettiler. Sonra da Muhammed b. ismail b. Ca'fer As-Sadık b. Muhammed al-Bakır b. Ali b. Hüseyin b. Ali b. Talib'ın zürriyetinden geldiklerini ileri sürdüler. Bir çok cahil kimseleri kandırmağa muvaffak oldular.
Amaçları İslâm dinini yıkmak ve siyasi zaferler elde etmekti.
Hamdan b. al-Eş'as adındaki dai ve Karmatiler de Batınilerdendir. Fatımiler Devleti'nin de genel olarak Batınilerin fikirlerini benimsedikleri malumdur.
Fakat Batıniler sadece
bunlardan ibaret değildir, bunların çeşitli adları ve bölümleri vardır. Bu
bölümler arasında az çok farklar mevcuttur. Bunlara
Babek, Ebu Müslim, Mukanna,
Mazyar gibi şahısların adlarına nisbetle "Babekiyye, Ebu Müslimiyye,
Mukannaiyye ve Maziyariyye"
adları da verilir. En tanınmış adları arasında
Seb'iye, Muhammire, Hurre-miyye, Hurremdiniyye, Fidaviyye, Haşşaşiyye,
Sabbanihiyye, Talimiyye ve Ismailiyye adları da yer alır. (6) Bu lakablarından
son beşi aşağı yukarı aynı özelliği taşıyan Batınilerin adıdır. Bunlar gerçekte
"haram
şeyleri helal saydıkları için İbahiyye ve
Allah'la Peygamberi inkâr ettikleri için zenadıka"
adlarını da almışlardır.
Batınilere Ismailiyye denmesinin sebebi
İsmail b. Ca'fer as-Sadık'm imametine inanmalarıdır. Ancak İsmailiyye fırkasından ayrılan bir kısım Batıniler,
babası hayatta iken öldüğü için İsmail'in imametini kabul etmekten vazgeçtiler.
Onun yerine Muhammed b. İsmail'in imametini kabul ettiler. Bunlara " 1. "Muhammed b. İsmail ölmemiştir. Bir
gün arza dönüp adaleti gerçekleştirecektir"
diyenler. 2. "Muhammed b. İsmail ölmüştür. İmamet
onun evladından ve neslinden olan gizli ve açık imamlara intikal etmiştir; bu
intikal kıyamete kadar de
Hasan Sabbah H. 471 de bir tacir kıyafetinde Horasan'dan Mısır'a giderek Fatımi halifelerinden al-Mustansır (Ölm. H. 487/M. 1094)'la görüştü ve Batıniliğe iyice bağlandı. Daha sonra memleketine dönerek bir teşkilat kurdu ve Alamut kalesini zaptetti (H. 483). Davasını yaymak için Abbasi Halifeleri ve devlet büyükleri aleyhinde propagandaya başladı. Halka "bir imam-ı masuma bağlanma" fikrini aşılamağa çalıştı. Böylece siyasi ve dini birlik sağlayacağnıı ümit ediyordu.
Bütün Batıniler nasların zahirine kıymet vermezler ve onları saçma bir surette tevil etme yolunu tutarlardı. Bunlara haram şeyleri helâl sayarlar, sayısız günahlar işlerdir. Daimilerin bazı kolları ana, kız kardeş ve kız evlâtla evlenmeyi caiz görürlerdi. Bunların görüşlerinde Sabiiliğin, Mecusiliğin, yeni Eflatuncuların ve Pthagorasçıların tesiri vardı. Amaçları siyasi olduğundan İslâm dini'ni bertaraf etmek için her çareye baş vururlardı.
Batinilerin başarıya götüren amillerden birisi de davet sistemleridir. Cahil halkı kandırmak için teferrüs, te'nis, teşkik, ta'lik, rapt, tedlis, tesis hal' ve insilah gibi hilelere başvururlardı. Biz burada Batıniliğin ve bu hilelerinin teferruatına inecek değiliz. Ancak şu kadarını belirtelim ki batini dailer bir kimseyi kandırmak istedikleri zaman ona hemen açılmazlardı, îlkin onun neye önem verdiğini ve inancını öğrenirler, ona kabiliyetine göre sorular tevcih ederler. Dailerin "çorak yere tohum ekmemek" yani daveti kabule musaid olmayanları dine çağırmamak başlıca prensipleri idi. Çağırıyı kabule kabiliyetli buldukları kimselerin başlangıçta fikirlerine uyar görünürler. Fakat neticede müsait buldukları kimseleri yavaş yavaş dinden çıkarmağa çalışırlar. Batıniler Abbasi halifelerinin ordularını yıllarca meşgul etmişlerdir.
(1) Bak. al-Malati, Kitab at-Tenbih va'r-Red ala Ehl al-Ehva Va'1-Bida, S. 73-74,136, istanbul 1936.
(2) Bak. Ibn al-Cevzi, Telhis iblis, S. 389-385, Mısır 1340; Gazali, Hamakat Ehl Al-Ibaha S. 8-16, Munchen 1933; Gazali, Kimya-yı Saadet, C. l, S. 56-60; Fedail al-Enam Min Resail Hüccet al-lslâm, S. 72-74, Iran 1333; Gazali'ye göre Ibahilik, ilahiyat Fakültesi Dergisi, C. V, Sayı 1-4, S. 165-172 Ankara 1958.
(3) al-Gazali, Hamakat, s. 6.
(4) Bak. As Sam'ani, Kitab al-Ansab, var. 60 b, London 1912; aş-Sehrestani, al-Milel, C.ll, S. 29; al-Milel Va'n-Nihal, var. 75 b, Atıf Efendin k. No: 1373; Ah-med b. Yahya, Kitab al-Milel va'n-Nihal, var. 8a-8b, D.T.C Fakültesi K. Ismil Saib kitablan No:l/2463.
(5) Bunlar ve Batıniği yayan diğer kimseler hakkında bak: biyasetname s. 215 vd. Tahran 1334; Barnard Le-wis, Usul al-lsmailiyye, s. 133, Mısır; al-Bağdadi, al-Fark Beyn al-Fırak S. 169 vd. Mısır 1357; Al-Fihrist, S. 278 vd; al-Muntazam, C. V. S. 118-119; Al Bağdadai, Usul ad-Din, S. 329-330, istanbul 1928.
(6) Bu lakaplar hakkında bakınız; Ibn Al-Cevzi, al-Muntazam, C. V. S. 114, Haydarabad 1357; Telbis, S. 112; Tarih b. Haldun, C. V. S. 26, Al Kahire 1322; aş-Sehrestani, al-Milel Va'n Nihal, C. II, S. 29 Mısır 1317; ad-Deylemi, Kavaid, S. 36; Brvvne, Tarih alE-deb, C. II, S. 242, Tahran 1333; al-Kalkaşendi, Subb al-A'şa, C XIII, S. 245; Razi, itikadat, S. 78, Al Kahire 1938.
(7) Bak. Deylemi, Kavaid Al Muhammed, S. 36-37, Mısır 1950.
(8) Bak. Gazali, Fadaih al-Batıniye, S. 4-7, Leiden 1956; al-Bağdadi, al-fark, s. 179-185; ad-Deylemi, Kavaid, S. 38-43; Seyyid Şerif, Kitab Şerh-i Mevakıf al abud, s. 627-628, Bulak 1266; al-Makrizi, allhtat, C.II, S. 226-233, Mısır 1326; Ahmet Ateş, AlBatıniye, Is. Ansiklopedisi cüz:15, 341-342, ist. 1943; Mehmet Şere-feddin, Batınilik Tarihi, Darülfünun ilah. Fak. Meç. Sayı 8, S. 19-21. (Misak Dergisi, sayı:17. sh:28-30) A. AZİZ
![]()