HARİCİLER(2)

Hz. Ali döneminde ortaya çikan siyasî ve itikadî birmezheptir. Mezhebe Hârici'lik adının verilmesi konusunda çok çesitli yorumlar yapılır. Mezhepler tarihçilerince en çok kabul gören yoruma göre, mezhep üyeleri, ümmetin başındaki hak İmam olan Hz. Ali'ye karşı  çıkarak itâattan ayrıldıkları için Havâric (Hâriciler) olarak anılmış, mezheblerine de Hâricilik adı verilmiştir.  Kendi  ifadelerine göre ise, Allah yolunda huruc etmelerinden dolayı  hâricîler adını almışlardır.   Hâricîler  başka adlar ve lâkablarla da anılmış,  tanınmışlardır. Sözgelimi Hz. Ali'nin  ordusundan  ayrıldıklarında  ilk  toplandıkları yer olan Harûra'nın adına izafetle Harûrîler (Harûrîye); Allah'tan başka kimsenin hüküm verme yetkisine sahip olmadığı gerekçesiyle  hakem olayına karşı çıktıkları için el-Muhakkime adıyla anılmışlardır. Kendilerinin  ençok  hoşlanarak  kullandıkları  isim   ise Sürât'tir. Satın alıcı anlamındaki Sârî'nin  çoğulu   olan  Sürât'i  kendini   Allah'a   verenler,  satanlar  anlamında  kullanıyorlardı.

Hâricîler iman sorununa yanlış bir usulle yaklaşarak bu konuda kimlerin kâfir olduğunu tartıştılar. Hakem olayında hakemlik yapanları   ve taraflarını kafir ilan ettiler. Cemel Vak'asi'na karışanları ve taraftarlarını lânetlediler. Adâletsiz hükümdara karşı isyanı bütün mü'minlere farz kabul ettiler. Büyük günâhlar işleyen (mürtekîbü'l-kebâir) herkesi kâfir ilân ettiler (el-Bagdâdî, el-Fark beyne'l-Firâk, s. 55). Hâricîler, Hz. Ali ile Sam valisi Muâviye arasinda yapilan Siffin savasinda, sorunun çözümü için taraflarin birer hakem atamalari üzerine ortaya çiktilar. Onlara göre Allah'tan baska kimsenin herhangi bir konuda hüküm verme yetkisi yoktur. (lâ hukme illâ lillâh). Böyle bir yetkiyi kabul edenler kâfir olurlar. Sorunu hakemler araciligi ile çözmeyi kabul ettigi için Hz. Ali de kâfir olmustur.

Kâfir olduguna inandiklari Hz. Ali'den ayrIlmanin farz oldugu düsüncesiyle Hâricîler, gizlice ordudan ayrilarak Harûra'da toplandilar. Bu huruc (çıkış) hareketi ile Islâm tarihindeki Ilk siyasî parçalanma gerçeklesti. Harûra'dan sonra Nehrevân'da üslenen bu grup, Islâm tarihinin en katı, en savaşçıl partisini oluşturdu (Ahmet Emin, Duha'l-Islâm, III, 5). İşin ilginç yanı,  Kur'ân'ı  mizraklarinin ucuna takarak Hz. Ali ve ordusunu kitab'ın hükmüne çağıranlar, bunu düpedüz yenilgiden kurtulmak amacıyla  bir  hile  olarak yapmışlardı  ve  ilk başta buna  aldanarak   savaşı  durdurması ve  isteklerini  kabul  etmesi için Hz. Ali'yi zorlayanlar, hattâ tehdit edenler, sonradan hurûc edenlerle aynı  insanlardı.  

Savaşı  kendileri  durdurmuş,  Hz. Ali adına,  onun hiç  istemediği  bir  kişiyi  hakem atamişlar, sonra da bütün  bunlardan  dolayı  Hz. Ali ve ona uyanları   kâfir   ilân  ederek ayrılmışlardı.  Bu  durum, en bağnaz düşmanlarınca bile teslim edilen doğruluk ve samimiyetleri konusunda şüphe  uyandırdıktan  başka,  hareketin   kökeninde  sadece   inanç  farkının  yatmadiğını da düşündürmektedir. Mezhepler tarihçileri, Hâricîlerin ortaya çıkışını  ünlü hakem olayına bağlamakla  birlikte başka nedenlerin varlığından   ve   etkisinden de  sözetmektedirler.   Bunlarin  en  önemlileri  şöyle  özetlenebilir:

1. Hâricîlik hareketi, kurra diye bilinen son derece dindar ve bilgili bir kesimin öncülük ettigi bir düsünceyi temsil etmektedir. Bu kesim siyas"i çalkantilardan ve toplumsal dengesizlikten rahatsiz olmakta, Islâm'in Ilk yillarindaki ideal toplumun özlemini duymaktadirlar. Hâricîlik hareketi, bu idealist grubun özlemlerini gerçeklestirme girisimidir.

2. Hâricîligin ortaya çikmasindaki önemli bir neden, merkezî yönetime karsi süregelen geleneksel direnis psikolojisidir. Buna, câhiliye döneminin zihin yapisini karakterize eden bireysel bagimsizlik egiliminin de önemli bir etkisi oldugu eklenebilir.

3. Hâricîlik hareketinde, çesitli Arap kabîleleri arasinda eskiden beri süregelen kavmiyet psikolojisi ile babadan ogula geçen savas ruhu da önemli ölçüde kendisini göstermektedir.

4. Hâricîlerin ortaya çikmalarina yol açan nedenlerden biri de, bu kisilerin asiri Sii firkalardan olan Sebeiyye ile olan baglantilaridir. Hz. Osman'in sehid edIlmesiyle sonuçlanan isyan hareketleri sebeiyye tarafindan baslatIlmis ve yürütülmüstü. Hâricîler ve önderleri de bu hareketler içinde yeralmislardi. Hâricîler, Hz. Osman'in sehîd edIlmesi sorumluluguna katiliyorlar, hattâ bununla övünüyorlardi. Haremlerin bir anlasma saglamalari durumunda hiç süphesiz bundan en çok zarar görecekler Hâricîler olacaklardi. bu riedenle Hz. Ali'yi terkederek bu yoldaki muhtemel bir gelişmenin etkilerinden kendilerini kurtarmak İstemişlerdi. Hz. Ali'den ayrilarak önce Harûra'da, daha sonra Nehrevân'da toplanan ve Abdullah b. Vehb er-Râsibî el-Ezdî'yi kendilerine halife seçen Hâricîler, kısa zamanda tam bir terör havasi estirmeye basladilar.

Görüslerine katIlmayan, önderlerini halife olarak tanimayan, Ali ve Osman'i kâfir ilân edip lânetlemeyen her müslümani kâfir sayiyor, acimasizca öldürüyorlardi. Başlangiçta sayilari  on iki bin kadardi. Hz. Ali'nin çeşitli girişimleri  sonucunda  büyük bir bölümü isyandan vazgeçerek Ali saflarina katılmış,  geride yalniz dört bin kişi  kalmiştı.   Bunların bütün uyarılarına  rağmen eylemlerini sürdürmeleri, Hz. Ali'nin ordusuyla üzerlerine gelmesine neden oldu. Nehrevân'da, Hz. Ali'nin ordusuyla Hâriciler arasinda yapilan savaş,  güçler arasindaki dengesizlik nedeniyle Hâricîler için tam bir felâketle sonuçlandı. Bazi rivâyetler bu savaştan ancak sekiz-on Hâricînin kurtulabildiğini  belirtir.   Bu  büyük hezimetten sonra hayatta kalabilen Hâricîlerin her birinin başka bir yere kaçtıkları  ve  çok sayıda  hâricî kollar oluşturduklari söylenir Nehrevân bozgunu Hâriciler üzerinde silinmez bir etki birakmiş, onlar için Allah yolunda ölmenin,  şehâdetin  bir simgesi hâline gelmiştir. Bu olaydan sonra hâricileri yönlendiren en önemli duygu, intikam duygusu olmuş   ve  bu,  bir  türlü  tatmin   edilememiştir.  Hz. Ali bir Hâricî tarafindan şehîd  edilmiş;   Hâricîler,  Emevîler   ve Abbasîler döneminde de sayısız isyan  hareketiyle  varlıklarını   sürdürmüşlerdir  (Taberî, Tarih, VI, 29 vd).

Hâricîlerin büyük çoğunluğunu bedevî çöl Arapları oluşturuyordu. Yaşama şartları ve biçimleri, çoğu yoksul olan bu insanlari sertlige, siddete ve kabaliga sürüklemisti. Taskin bir ruha, atilgan bir mizaca sahiptiler. İslâm'a samimiyetle inanmişlardi ancak ufukları  dar, düşünceleri yüzeyseldi. Onlar için hareket her zaman bilgiden önce geliyordu. Bu nedenle inançlarindaki samimiyet onlari bagnazliga, katiliga, hoşgörüsüzlüge götürmüstü. Kendilerini bilgi degil, bir din hâline getirdikleri slogan ve heyecanlari yönlendiriyor, muhâlif olma düsüncesi gerçege ulasmalarini engelliyordu. Kur'ân'i çok okuyor, zâhir anlamina sariliyor, kendi anladiklarinin disinda baska bir anlam tanimiyorlardi. Kendilerinin haklilik ve dogrulugundan öylesine emindiler ki, her an ölmeye, kendilerini fedâ etmeye hazirdilar. Hiçbir önemli neden olmadan tehlikelere atılmaktan sakinmiyorlardi.

Kendileri gibi düsünmeyen bütün Insanlari kâfir sayiyor, öldürülmeleri gerektigine inaniyor ve bu yolda son derece acimasiz davraniyorlardi. Baslangiçta tek bir slogan (lâ hukme illâ lillâh) etrafinda toplanan Hâricîler, Nehrevân olayindan sonra çesitli kisileri önder taniyarak kollara ayrildilar ve kendilerine özgü kimi inanç ve düsünce Ilkeleri belirlediler. Bu kollar arasinda, ayni kökten geldiklerinden süpheye düsürecek kadar derin görüs ayriliklari görülür. Muhâlif tavirlari ve savasçiliklari bir yana, düsünce ve inanç açisindan paylastiklari görüsler son derece azdir. Mezhepler tarihçilerinden Ka'bî ve Sehristânî'ye göre bütün Hâricîler yalnizca su üç noktada görüs birligi içindedirler.

1. Hz. Ali ve Hz. Osman'i, hakemler Amr b. el-Âs ve Ebû Musa el-Es'arî'yi, Cemel savasina katilan Hz. Âise, Talha ve Zûbeyir'i hakemlerin hükmüne razi olan herkesi kâfir kabul etmek.

2. Büyük günâh isleyen kimseyi cehennemde ebedî olarak kalacak kâfirlerden saymak.

3. Zâlim devlet başkanina karşi isyani farz kabul etmek. Bunlara göre ayrica devtet baskaninin Kureys'ten olmasi gerekli değildir. Hür seçimle işbaşına gelmesi sartiyla herkes İmam olabilir. Hattâ zulme saptiginda görevden alinmasi daha kolay olacagi için Imam'in Kureys'ten olmamasi daha iyidir. Seçimle basa geçirilen kisi dogru yoldan saparsa görevden alinmasi, hattâ öldürülmesi farz olur. Es'arî ve Bagdâdî'ye göre hâricîler yukarida siralanan maddelerden yalnizca birinci ile üçüricüde sözbirligi içindedirler. İsferâyînî ve Razi'ye göre ise, yalniz birinci ve Ikinci maddede ittifak edebilmektedirler. Bu bilginlere göre Hâricîler yalniz büyük günâh işleyenleri degil, küçük günâh işleyenleri, hattâ bir hata yapanlari bile kâfir saymaktadirlar. Muhakkime-i Ulâ da denilen Ilk Hâricîlerden sonra Hâricîlik çok sayida kola ayrildi. Bunlar içinde en önemlileri, kendilerinden de birçok kollara ayrılan :

Ezârika, Necâdât, Sufriyye, Acâride, Ibâdiyye ve Sebibiye'dir. Ezârika, Ebû Râsid Nâfi b. el-Ezrâk'i Imam taniyan Hâricîlerin olusturdugu koldur. el-Ezrâk, taraftarlariyla birlikte 64/683 yilinda Basra'da isyan etti, Ehvâz'da Basra valisinin kuvvetleriyle savasirken öldürüldü (ö. 65/684). Ezârika'nin görûsleri söyle özetlenebilir: Hz. Ali, Hz. Osman, Hz. Âise, Hz. Talha, Hz. Zübeyir, Hz. Abdullah b. Abbâs ve bunlarla birlikte hareket edenlerin tümü kâfirdir ve cehenemde ebedî kalacaklardir.

1-Savaslarda kendilerine katIlmayarak bir kenarda oturmayi seçenler de kâfirdir.

2-Hem bunlar, hem de kadin ve çocuklarinin öldürülmesi mübahtir.

3-Zinâ suçunun cezasi kirbaçtir, recm uygulamak yanlistir.

4-Müşriklerin çocuklari da babalari ile birlikte cehennemde ebedî olarak kalacaklardir.

5-Takiyye hiçbir sekilde câiz degildir.

6-Büyük günâh isleyen kimse Islâm'dan çikmistir.

7-Imam'in emrine itâat, emri ister hakli, ister haksiz olsun, farzdir.

8-Imamin emrine karsi gelen kâfir olur ve öldürülmesi gerekir.

Necedât, Necde b. Âmir el-Hanefiyye'yi Imam taniyan Hâricîlik koludur. Necde, Yemâme'de isyan etti. Yemen, Hadramût ve Taif'i istilâ etti. Kendisi ve taraftarlari Haccac tarafindan öldürüldü (ö. 69/688). Necedât'a göre din Iki bölümdür. Birincisi, Allah'i, Peygamber'i, müslümanlarin (yani kendilerinin) kanlarinin haram oldugunu ve Allah katindan gelen şeylerin tümünü bilmektir. Bunlari bilmek farzdir, bilmemek özür sayılmaz.   İkincisi ise bu sayilanlarin disinda kalan hususlardir. İnsanlar, haram ve helâl olan hususlarda kendilerine delil gösterilene kadar bilgisizliklerinden dolayi mazurdurlar.

1-Kendileriyle anlasma yapilan kisilerin kan ve mallari helâldir.

2-Küçük, zararsiz bir yalan söyleyip bu yalaninda israr eden kisi müsriktir. Buna karsilik zinâ eden, içki içen, hirsizlik yapan fakat bu hareketinde israr etmeyen kimse müsrik degildir.

3-Can korkusu varsa takiyye câizdir.

4-Insanlarin basinda bir Imam'in bulunmasi sart degildir. Sufriyye Ziyâd b. el-Asfar'a uyanlarin olusturduklari koldur. Buna Ziya'diyye de denir. Sufriyye'ye göre kendileriyle birlikte isyan ettikleri halde savasa katılmayanlar, inançlari kendilerininkine uyuyorsa, tekfir edilmez. Zinâ eden recmedilir. Müsriklerin çocuklari cehennemlik degildir. Takiyye, amelde degil, ancak sözde câizdir. Zinâ, içki ve Iftira gibi dünyada cezayi gerektiren fiilleri isleyenlere kâfir ya da müsrik denilemez. Fakat bu dünyada cezasi olmayan namazi terk gibi büyük günâhlari isleyenler kâfirdir. Birisi seytana uymak, digeri putlara tapinmak olmak üzere  iki çesit  şirk vardir.

Küfür de, birisi nimeti inkâr, digeri Allah'i inkâr olmak üzere iki çesittir. Berâet de Ikiye ayrilir; birisi, sünnet olan, haddi gerektiren fiilleri isleyenlerden uzaklasmak; digeri de farz olan ve Allah'i inkâr edenlerden uzaklasmak. Acâride, Abdulkerim b. Acred'e uyanlarin olusturdugu Hâricîlik koludur. Kurucusu hakkinda hemen hiçbir sey bilinmeyen bu kolun baslica görüsleri sunlardir: Yûsuf sûresi Kur'ân'dan degil, yalnizca bir kissadir. Böyle bir ask kissasinin Kur'ân'da yer almasi câiz degildir. Büyük günâh isleyenler dinden çikmislardir. Savasa katılmayanlar,  ayni   inanci   paylasiyorlarsa  düsman   sayılmazlar. Acâride  kolu,  kendi  içinde

1-Hazimiyye,           2-Su'aybiyye,         3-Halfiyye,                  4-Ma'lûmiyye,

5-Mechuliyye,         6-Saltiyye,             7-Hamziyye                 8-Sa'lebiyye

olmak üzere sekiz kola ayrildi.  Sa'lebiyye'den de Ma'bediyye, Ahnesiyye, Seybaniyye, Rûseydiyye, Mukremiyye adlariyla anilan kollar sürdü. Ibâdiye, Abdullah b. Ibâd tarafindan kurulan Haricilik koludur. Günümüze kadar varligini sürdüren tek Hâricîlik kolu budur. Haliç ülkelerinden   Umman   sultanligi   ve   Zengibar'da   resmî   mezheb   durumundadir. Bu kola göre:

1-Kendi görüslerini paylasmayanlar kâfirdir.

2-Ama bunlarla evlilik iliskisi kurulabilir, miraslari helâldir.

3-Bu kimselerle savasildigi zaman ele geçirilen ganimetler helâl, kalanlari haramdir.

4-Muhâliflerin şâhitligi câizdir.

5-Büyük günâh isleyenler mü'min degildirler.

6-Müsriklerin çocuklarinın ne olacağını yalniz Allah bilir.

7-İntikam amaciyla iskence câizdir.

8-Nifak çikaran kimse müşrik değildir. 

İbâdiyye'nin  Hafsiyye,  Harisiyye ve Beyhesiyye adlariyla  anilan  üç  kolu  vardir (bk. E. Ruhi Figlali,  İbadiyenin Doğuşu ve Görüsleri, s. 53) Sebibiyye, Sebib b. Yezid es-Seybâni'ye uyanlarin olusturdugu koldur. Abdulmelik b. Mervan zamaninda huruç eden Sebib, Haccac ve Abdulmelik tarafindan üzerine gönderilen yirmi ayri askerî birligi bozguna ugratti. Sonunda Kûfe'yi basti. Mescide giderek orada bulunanlari öldürdü. Ancak sabahleyin toplanan Haccac'in askerlerince kaçmak zorunda birakildi. Sebib, Duceyl (Küçük Dicle) irmagi üzerindeki asma köprüden geçerken, Haccac'in askerlerinin köprüden iplerini kesmesi üzerine irmaga düserek boguldu. Sebib, kisisel isteklerinin yerine getirilmemesi üzerine isyan ettigi için düsünce ve inançlari konusunda bilgi yoktur. Fakat kendisinin ve taraftarlarinin Hâricîligin genel inançlarini benimsedigi bilinmektedir.

Hâricîler "Allah'in vahyettigi ile hükmetleyenler kâfirdirler" (el-Mâide, 5/47) âyetini "Lâ hukme illâ lillâh" (Allah'tan baska kimse hükmedici degildir) seklinde formüle ediyorlardi. Akîdelerini de mâsum mü'minleri kiliçlariyla katlederek tatbike geçtiler ve öldürülünceye kadar öldürmeye doymadilar (el-Malatî et-Tenbîh, Nesr. Izzet el-Attar el-Hüseynî, s. 51). Hâricîler Allah'in sifatlarinda tesbihe karsidirlar. Kur'ân'in mahluk oldugunu, çünkü yalnizca Allah'in Kadîm oldugunu ifade ederler. İmâmet hakkinda Imamlarin Kureys'ten olmasina karsidirlar. Son derece sert ve acimasiz bir adâlet görüsüne sahiptirler.

Emr-i bi'l-ma'ruf ve nehy-i ani'lmünker Ilkesini siddet yoluyla müslümanlara tatbik etmislerdir. Hâricîler bu görüsleriyle Mu'tezile'ye tesir etmislerdir. Bazi görüslerinde Kur'ân ve Sünnet'e dayandiklarindan Ehl-i sünnet'e uygun görüsleri de vardir. Ancak Ehl-i sünnet'le temel de ters düstükleri meseleler de vardir. Allah'in hem dünyada hem âhirette görülemeyecegi, haktan ayrilan Imami azletmek için isyan etme, ehl-i kibleyi tekfir, Islâm'in imandan oldugu, Kur'ân'in yaratılmış olmasi, Hz. Peygamber'in günahkârlara şefâatini red, büyük günâh işleyenin ebedî cehennemde  kalacagi gibi görüsleriyle Ehl-i sünnet'e karsi çikmislardir.  (Ahmed ÖZALP--- Muhammed Faruk)  A. AZİZ