EHL-İ SÜNNET NEDİR ? -1-
İmam İbnu Subkî, Şerh-u
Akîdet-i İbn-il-Hâcib adlı eserinde diyor ki:
" Ehl-i Sünnet ve’l
Cemaat, bir tek akîde üzerinde ittifak ettiler. Allah Teâlâ'nın hakkında vacib,
caiz ve muhal olan sıfatlarda ihtilaf etmediler. Ancak bu itikada ulaşabilecek
bazı meselelerde ihtilaf ettiler. Yani delillerde ihtilaf ettiler. Uzun
araştırmalardan sonra anlaşılıyor ki, Ehl-i Sünnet ve’l Cemaat üç
taifedir:
Birincisi, ehli
hadistir. Bunlar, sadece Kitab ve sünnete dayanırlar; bundan başkasına iltifat
etmezler. Bunların delilleri, Kitab, Sünnet ve İcmâı
ümmettir.
İkincisi, fikir,
sanat ve aklî delillerle meselelerini muhkemleştiren taifedir. Bunlara Eş'ârî ve
Hanefî denilir. Eş'ârilerin imamı, Ebu-l-Hasen el-Eş'ârî; Hanefîlerin imamı ise,
Ebû Mansûr el-Mâturîdî'dir. Bunlar aklî delillerde ve maksatlarda
müttefiktirler. Sem'î delillerden aklın mümkün gördüğü meselelerde de
müttefiktirler. Ancak maksad olan bazı itikâdî meselelerin delillerinde, mesela
tekvin ve taklid meselelerinde ihtilaf ettiler.
Üçüncüsü, keşif ve
ehli vicdan taifesidir. Bunlara sofiyye denilir. Sofîler de bidâyette, ehli
nazar ve istidlal, Yani Eş'ârî ve Matûrîler gibidirler. Nihayette ise, keşif ve
ilhamla hükmederler.
NOT : ( Ehl-i Sünnet v'el cemaat İtikadına göre böyle bir üçüncü kısım diye bir kısım yoktur. Bu üçüncü kısım yazarın tamamen kendi kuruntusudur. Eğer bu hususta bir bid'at'tan bahsedilecekse işte
asıl bid'at budur. Sitemizin Akaid sayfasındaki "Sofiyyün" fırkasına bakılabilir.)
Hafız Zebîdî diyor
ki; Malum olsun ki, İmam
Ebu-l-Hasen el-Eş'ârî ve İmam Ebû Mansûr el-Mâturîdî radıyallahu anhumâ, indî
meselelerden son derece sakındılar. Bir bid'ati ihdas etmediler. Mezhebleri,
ashab, tabiîn ve tebei tâbiîn'in yolundan ayrılmamıştır. Bilakis Selefin
itikadlarını, aklî ve naklî delillerle esaslaştırdılar. Mesela İmam Eş'arî, İmam
Şâfiî'nin görüş ve ictihadlarını, açık nasslarla teyid ederek mezhebine yardım
etmiştir.
İmam Mâturîdî ise, aynı yolla İmam Ebû Hanîfe'nin mezhebini aklî ve naklî delillerle takviye etmiştir. Her ikisi de ehl-i bid'atle savaşmışlar ve Allah Teâlâ onları muvaffak kılmıştır. Filhakika cihadın aslı da, bunların yaptıkları cihaddır. Bu takdirde bunlara intisab, ashab, tabiîn ve tebei tabiîn'e intisabdır. Bunlara bağlanmak, Onlara bağlanmaktır. Nitekim İzz-ubnu Abdisselam diyor ki: "Şâfîler, Malikîler, Hanefîlerin kısm-ı a'zamisi ve Hanbelîlerden ehli fazilet, İmam Eş'ârî'nin itikadı üzere icma' ettiler.
Nitekim
İmam Eş'ârî'nin muasırlarından Ebû Amr-ubn-ul-Hâcib, Mâlikî olduğu halde ve
Hanefîlerin şeyhi olan Şeyh Cemâleddîn de Hanefî olduğu halde, Eş'ârî'nin
itikadı gibi eser yazdılar." İmam Takyeddîn İbnu Subkî, İbnu Abdisselam'ın bu
naklini tasvib etmiştir.
Onların zamanından şu
ana kadar, onlardan hiçbir âlim, hiçbir âlimi tekfîr, tebdî' ve tesfîk
etmemiştir. Bu da onların hak yol üzerinde olmasına
delildir.
Hasılı, Ehl-i Sünnet
ve’l Cemaat'e, sapıkların düşmanlığının yegane sebebi, tatbîk-i İslamdan aciz
kalmalarıdır. Onların acizlikleri, onları sevgiden çevirip düşmanlığa
saptırmıştır. Önüne gelen kitap yazar; karalar, çizer. Kimisi "bilim adamı" der;
kimisi "ayet, hadis" der.
Buna dikkat çekmeliyiz. Ehl-i
Sünnet ve’l Cemaatin itikâdı ve amelî ölçüleri, tevâtür senedlerle zamanımıza
ulaşmıştır. Fırka-i Nâciye'de, Ehl-i Sünnet ve’l Cemaattir. Allah'ın Rasûlü
sallallahu aleyhi ve sellem, bu fırkayı: “Benim ve ashabımın üzerinde
olduğumuz şey (itikad, amel ve ahlak)dir” cümlesiyle beyan
edilmiştir. Ashâb-ı kirâmın itikadı, ahlakı üzere olup, ma'rûfu emreden,
münkerattan sakındıran ve kebâir-i terk eden, onlar gibi ibadet eden, Ehl-i
Sünnet ve’l Cemaattir. Onların yolunda olmak farzdır.
(Dilara yayınları Ehl-i Sünnetin
Nazarı İtikadın Ölçüsüdür isimli eserden iktibasen
yazılmıştır.)