CEMAAT

CEMAAT'LE   İLGİLİ   AYET-İ   CELİLELER

Yüce Allah (c.c.) Kur'an-ı Kerim'de; Cemaatla ilgili bazı Ayet-i Celile'lerinde  şöyle  buyurmuştur:

1-"Hep birlikte Allah'ın ipine (Yani Kur'an'a, Şeriat'a, Cemaata) sımsıkı yapışın,  dağılıp  parçalanmayın."   (62)  

2-"Ey  iman edenler! Allah'a ve Rasulü'ne ve sizden olan emir sahiplerine  itaat   ediniz."  (63)  

3-"Sizden hayra çağıran, iyiliği emreden, kötülükten men eden bir topluluk (CEMAAT) bulunsun. İşte onlar felaha erenlerdir." (64)   

4-"(Rasulüm) Sana BEY'AT edenler hiç şüphesiz Allah'a Bey'at etmektedirler. Allah'ın eli onların ellerinin üzerindedir." (65)  

5-"Andolsun ki, sana o ağacın altında BEY'AT ederlerken Allah mü'minlerden  razı   oldu."  (66)  

6-"Ey  Peygamber!  Mü'min  kadınlar  seninle  BEY'AT  etmeye   geldikleri zaman,   BEY'AT'larını kabul  et." (67)   

7-"Saflar  bağlayıp  duranlara  yemin  ederim." (68) (Elmalılı  merhum :"Safsaf  duranlar" cemaat  olanlardır, diyor.)


CEMAATLE   İLGİLİ   HADİS-İ   ŞERİFLER

  Resulullah (s.a.)  bir   hadis-i şeriflerinde :

1- "Bana  itaat  eden Allah'a  itaat  etmiş, bana  isyan eden Allah'a isyan etmiş olur.   Kim  emirine  itaat  ederse   bana   itaat  etmiş,  kim  emirine   isyan  ederse bana  isyan  etmiş  olur." (69) 

Cemaat  nedir? Önce bu kelime üzerinde duralım. CEMAAT.  Cemaat derken Tabi ki akla İslam Cemaati gelmelidir. İslam Cemaati ise  şöyle  oluşmalıdır.   Şer'i   Şerife uygun bir şekilde  şartlarını  taşıyan bir   mü'mine  bey'at  edilir.   Beyat   sonucu ortaya   çıkan   kişi   mü'minlerin emiri olmuş olur. Diğer mü'minler de o emir etrafında toplanırlar  ve  bir  CEMAAT  oluşturmuş  olurlar.

Şimdi   BEY'AT   kavramını   izaha   çalışalım:  "Arapça   bir  kelime olan  BEY'AT : "Kabul etmek, bir akidden (anlaşmadan)  razı  olmak ve tasdik  etmek" gibi  manalara  gelir."...   İslami   ıstılahta : " Bir  mükellefin; ehil  bir  CEMAAT ( ehl-i hal ve'l akd ) tarafından tesbit edilen halifeye ( İmam'a,   ulu'lemr'e)   itaat   edeceğine   ve   sadık kalacağına dair, söz vermesine  BEY'AT  denilir."  

Bey'at'ta   asıl   olan;   Bey'at   edecek   mü'min   kendi   elini,   emirinin  eli   üzerine koymasıdır.  Bu  bir anlamda   mükellefin;   "Meşru (şer'i)  olan   her   emirde   (hoşuna   gitse   de,   gitmese   de)  itaat   edeceğine   dair   sadakat  yeminidir.  Zira Resül-i Ekrem (SAV)'in : "Müslümanlar  gerek  hoşlarına  giden,  gerek  hoşlarına  gitmeyen  her  hususta  kendilerinden  olan  emir sahiplerine itaat ederler. Bununla yükümlüdürler. Ancak günah işlemeleri emredilirse, itaat etmezler. buyurduğu   bilinmektedir.

 Bey'at; Kitap,  Sünnet  ve  Sahabe-i  Kiram'ın  icmaı  ile  sabit  olan,  salih bir ameldir.   İslam uleması "Bey'at Farzdır" hükmünde ittifak etmiştir.   Bazı çevreler ; "Bey'atın farz olabilmesi  için,  İslami  bir  yönetim  (devlet) şarttır"  iddiasını  ileri   sürmektedirler. Resulullah  (SAV) ile mü'minlerin  yaptıkları   ilk   Bey'at;   "AKABE'de"   gerçekleşmiştir. Bu tevatür derecesindeki haber; bütün kaynaklarda yer almıştır.  Bu Bey'atın;   Mekke tebliğ döneminin sonlarına   rasladığı da bilinmektedir.   Mekke dönemiyle  ilgili   olarak İmam-ı Serahsi : "--O dönemde  Mekke;  İslam ahkamının tatbik olmadığı  bir  darü'ş-şirk idi"   hükmünü zikretmektedir ...Dolayısıyle;   ilk   Bey'atın   gerçekleştiği   dönemde,   İslami  bir  devlet  mevcut  değildi......

Bilindiği   gibi  mü'minlerin  kendi  içlerinden  seçtikleri   bir  Ulu'lemre  itaat  etmeleri,   kat'i   nassla FARZ  kılınmıştır.  Nitekim Kur'an-ı Kerim'de : " Ey iman edenler!  Allah'a  itaat  edin, Peygambere de itaat edin ve sizden olan emir sahibine  de  itaat  edin... (70)  
    Müslümanların  bir  kısmının  milyonlar vererek ceplerinde bir gurur vesilesi yaparak taşıdıkları "Tesbih" i düşünelim. İslam cemaatini en güzel bir şekilde canlandırarak sembolize  eden  tesbihi.  En başta bir "İmame", sonra bir iplikle birbirine bağlanmış tesbih taneleri. Baştaki imame zaten ismiyle anılan "İmam"ı ifade ediyor. Yani  Mü'minlerin  bey'at  ederek bağlanacakları, itaat edecekleri imamı. Taneler ise mü'minleri,   yani   İslam   cemaatinin   fertlerini  ifade  etmektedir.

Taneleri  bir   birine  bağlayan iplik ise Mü'minleri imama bağlayan manevi   bağ   olan   "Beyât"ı   ifade   etmektedir. Bey'atı olmayanın imama bağı olmaz. Yani taneleri İmameye bağlayan   iplik   olmayınca taneler topluluktan-Cemaatten ayrılır, koparlar. Cemaatten ayrılanın ise   küfre-şirke,   batıl ideolojilere kurban olması an meselesidir. Onun için "Bey'at"sız, itaatsız   yaşayan   mü'minler  şu   mübarak   Hadis-i Şerifle uyarılmışlardır : "....Her kim de bey'at sorumluluğu  olmadan   ölürse,   Cahiliyye   ölümüyle   ölür.  (71)  

Bu   tesbih  misalinin İslam cemaatine teşbihini sakın unutmayalım! "La teşbih ve la temsil" Bu teşbih, anlatılmak istenenleri en güzel bir şekilde anlatmaktadır. Her türlü tehlikenin bulunduğu   ıssız   sahrada   analarını   kaybettikten   sonra   vahşi   canavarlardan   kurtulmak için   sağa-sola   koşuşan   civcivlerin  hazin hali; sayıları bir milyarı aşan başsız ümmetin   halini   andırmaktadır. Başı koparılmış bir canlının çırpınışı, nasıl   beyhude   bir  çırpınış ise; başsız   ümmetin   vücut   bulmak   için   çırpınışı  da  o  kadar  beyhude   bir   çırpınışdır!  
 

"CEMAAT : Cemaat  kelimesinin  Şeriat  ıstılahındaki anlamı; "Resulullah (a.s)'ın   ve   Ashabının   üzerinde   bulundukları   çizgi   ve  İTİKAD  ve   bu   itikad  üzere  olan   kitle   olarak  ifade edilebilir.  "Ehl-i Sünnet ve'l Cemaat" tabiri de bu anlamı ifade etmektedir....Bu  inançta insanlar   bulunmadığında da   kelimenin ıstılah anlamına göre  hiçbir  şekilde  "CEMAAT"  meydana  gelmiş   olamaz!!!

Bazen Cemaat kelimesi, doğru çizgide olan ve kendisi hakkında İMAMETLE   ilgili   hükümler  uygulanmış bir imamın etrafında toplanmış,   hak ve adalet  ehli  olan kitle anlamına da kullanılır. Kim böyle bir   kitlenin   içerisine girer, inancı da temiz (batıl ve sapık şeylerden arı)  olursa  o  CEMAAT'tendir.    Cemaat   kelimesi,  yerine   göre Müslüman   toplum   anlamına da kullanılır.  Bu anlamda CEMAAT, taşrada yalnız kalmış kimselerin tersi anlamındadır. Çünkü kişi, ancak topluluk   halinde yaşanılan   merkezlerle   irtibatlı   olduğunda CUMA namazlarını   kılabilir   ve   cemaatle   namaza   devam   edebilir.

Cemaat  kelimesi  bazen de hakka   yapışma   anlamında   kullanılır.   Böyle   bir durumda, kişi yalnız da kalsa bir CEMAATTIR.....Yüce Allah (cc) şöyle buyurmuştur : " Şüphesiz  İbrahim  bir Ümmetti " (72)     Nitekim  sahih  bir  rivayetle  nakledildiğine göre  İbn-i  Mes'ud'un da  şöyle  söylediği   bildirilmiştir :   "Cemaat, tek  kalsa da  kişinin  hakka  uygun  olmasıdır."
     Bu tariflerden de anlaşılacağı gibi,  emiri olmayan yüzlerce veya binlerce insan bir araya gelmiş  olsalar  yine  de  cemaat  oluşturmuş  olmazlar.
  2-  Buhari ve Müslim, Busra bin Abdullah (r.a)'tan rivayet etmişlerdir : "Ebu İdris Havlani, Huzeyfe (r.a) 'nin şöyle söylediğini bildirdi : İnsanlar Resulullah (a.s)'a   sürekli  hayır   hakkında   soru sorarlardı. Bense bana dokunabileceği korkusu ile sürekli şer (fenalık) hakkında   soru   sorardım.   Bir keresinde Resulullah (s.a)'a şöyle sordum :" Ey Allah'ın Resulü,   biz   daha   önce   cahiliyet   ve   şer ( fenalık) içinde   idik.   Daha  sonra yüce Allah bize şu hayrı (İslam'ı)   ulaştırdı.   Bu   hayırdan   sonra   yine şer   gelecek  midir?"

Resulullah (a.s) : "Evet" diye buyurdu. "Peki  bu  şerden   sonra   yine   hayır gelecek midir?" dedim."   "Evet,   içerisinde de bir duman (karışıklık, bozukluk) olacaktır." diye cevap verdi.   "Dumanı (karışıklığı) ne olacak" dedim."   "Benim Sünnetim dışında bir yol tutan ve benim   gösterdiğim   hidayet çizgisi   dışında   bir çizgi benimseyen topluluk olacak. Onları tanıyacak ve reddeceksin" diye buyurdu. "Peki bu hayırdan sonra yine şer gelecek midir" diye sordum. Resulullah (a.s) : "Evet Cehennemin kapılarında duran davetçiler ortaya çıkacaktır, bunların çağrısına uyanları, Cehennemin içine  atacaklar" diye buyurdu.

Ben: " Ey Allah'ın Resulü,   sen bize onların özelliklerini bildir" dedim.   Resulullah (a.s): "Evet onlar bizim gibi görünür ve bizim dilimizle konuşurlar diye   buyurdu.   "Ey   Allah'ın Rasulü,   ben o   insanların   zamanına   yetişirsem  ne   yapmamı   uygun   görürsün- bir rivayette  de,  ne  yapmamı   emredersin, şeklinde geçmiştir-?" dedim. "Müslümanların Cemaatları ve İmamları ile  birlikte ol" diye buyurdu. "Eğer Müslümanların bir Cemaati ve İmamları   olmazsa?" dedim. " O zaman da, ağaç kökünü   yemek   zorunda   kalacak   kadar   zor duruma   düşsen   bile,   bu  hal  üzere   ölüm   sana   gelinceye   kadar   bütün bu (sapık) fırkalardan uzak dur" diye buyurdu." 

Müslim'in buna benzer bir başka rivayeti daha vardır. O rivayette şöyle bir farklılık bulumaktadır : "(Ebu Huzeyfe (r.a) şöyle dedi) : " Dumanı (karışıklığı) nedir" diye sordum. Resulullah (a.s) : "Benim  Sünnetimi  benimsemeyen  bir topluluk ortaya çıkar. Bunların içinde, bedenleri  insan  bedenleri   gibi   ama  kalpleri   Şeytan kalpleri olan bir takım adamlar bulunacaktır." diye buyurdu.   Ben :"Ey Allah'ın Rasulü!   Eğer onların zamanına ulaşırsam ne yapayım?" diye sordum.   "Dinler   ve itaat edersin.   Sırtın  dövülse  ve  malın   alınsa   bile dinle ve   itaat   et"   diye   buyurdu."
   3-    Buhari   ve Müslim, Abdullah bin Abbas (r.a)'tan rivayet etmişlerdir : "Resulullah (a.s) şöyle buyurdu : 
"Kim emirinin herhangi bir şeyinden hoşlanmazsa sabretsin. Kim yöneticiden  (Müslüman  yöneticiden) bir  karış  uzakta  ölürse,  bir  tür  Cahiliye  ölümü üzere  ölür. Bir başka rivayette de şu ifadeye yer verilmiştir :"...
bu hoşlanmadığı şeye sabretsin. Kim Cemaatten bir karış   uzaklaşırsa,   onun   ölümü   Cahiliye   ölümü   üzere   olur."

     4-  Buhari ve Müslim,
   Muğire   bin   Şu'be   (r.a)'den   rivayet   etmişlerdir : "Resulullah (a.s) şöyle buyurdu: "Ümmetim   içinde hak çizgi üzere yürüyen bir taife sürekli bulunur...  Bezzar, Fadale bin Ubeyd (r.a)'den rivayet etmiştir : "Resulullah   şöyle   buyurdu :   " Üç kişi hakkında bir şey sorulmaz :

1-Cemaatten ayrılan kişi.

2-İmamına (müslüman olan yöneticisine) isyan edip de böyle isyan üzere ölen kişi.

3-Efendisinin    yanından   kaçıp da   ölen   köle   ya da   Cariye   için."   

İmam Nevevi, Rib'i bin Haris (r.a)'den şu şekilde rivayet etmiştir :Huzeyfe (r.a) şöyle söyledi :"Ben Resulullah (a.s)'ın şöyle buyurduğunu duydum : " Kim Cemaatten ayrılır ve yönetimi   küçük   düşürürse,   Allah'ın kendisini   hoş  karşılamayacağı   bir   halde,  Allah'ın  huzuruna   çıkar.

  İmam Ahmed, Ebu Zer (r.a)'in merfu olarak şöyle söylediğini rivayet etmiştir : " Kim Cemaatten   bir   karış   uzaklaşırsa,   İslam   halkasını   boynundan   çıkarmış   olur."
Tirmizi,   Abdullah  bin  Abbas (r.a)'tan   rivayet  etmiştir : "Resulullah  (a.s)  şöyle  buyurdu : " Allah'ın  eli   Cemaatle   birliktedir." Taberani, İbni Ömer (r.a)'den rivayet etmiştir : "Resulullah (s.a) şöyle buyurdu : "Benim Ümmetim sapıklık üzere bir araya gelmeyecek.  Sizin cemaatle  birlikte  olmanız  gerekir.   Allah'ın  eli   Cemaatle   birliktedir."

İmam Ahmed, Abdullah bin Ömer (r.a)'in şöyle dediğini rivayet etmiştir : " Dikkat edin bir adam bir kadınla yalnız yerde başbaşa kalmasın. Aksi halde üçüncüleri Şeytandır. Cemaate bağlı kalın.   Dağılmaktan   kaçının.  Şeytan tek kişi ile beraberdir. İki kişiden ise daha uzaktır. Kim Cennetin   ortasını   arzuluyorsa,   Cemaatle birlikte bulunmaya özen göstersin."

Hakim, İbni Abbas (r.a)'tan rivayet etmiştir : "Resulullah  (a.s)   şöyle buyurdu : "Allahu Teala   benim  Ümmetimi sapıklık üzere asla birleştirmez. Allahu Teala'nın eli de Cemaatle birliktedir."   Taberani,   Haris bin Kays (r.a)'ın şöyle söylediğini rivayet etmiştir : "Bana Abdullah İbni Mes'ud (r.a) : "Ey Haris  bin  Kays, cennetin ortasına yerleşmek senin hoşuna gitmez mi?" diye sordu. Ben "Evet" dedim. Bunun üzerine ." Öyleyse İnsanların (Mü'minlerin) Cemaatlerine  bağlı  kal."   dedi."

Hakim, Yesir bin Amr (r.a)'ın şöyle söylediğini rivayet etmiştir : "Hz. Osman (r.a) öldürüldüğünde, Ebu Mes'ud (r.a) evinde uzlete çekildi.   Bu   sırada   ben   yanına giderek, insanların durumlarından  sordum. Şöyle dedi: " Cemaate  bağlı kal. Allahu Teala, Muhammed ümmetini sapıklık üzere bir araya getirmemiştir."   Bir başka   rivayette   Yesir'in   şöyle   söylediği   bildirilmiştir : "Hz.Ali (r.a) öldürüldükten sonra Ebu Mes'ud (r.a) ile karşılaştım. Peşinden  gittim  ve   kendisine : "Allah adına söylemeni istiyorum. Sen Resulullah(a.s)'tan fitnelerle   ilgili olarak ne duydun? " diye sordum. Şöyle söyledi : "Biz bir şeyi gizlemeyiz. Sen Allah'tan kork ve   Cemaatle   birlikte ol. Dağılmaktan ve ayrılıktan da sakın. Allahu Teala Muhammed (a.s)' ümmetini sapıklık üzere birleştirecek değildir.  (73)   

5-"Hz. Enes (r.a) anlatıyor: "Resulullah (a.s) buyurdular ki : " Dinleyin ve itaat edin! Hatta üstünüze, başı kuru üzüm tanesi gibi siyah Habeşli bir köle bile tayin edilmiş  olsa,  aranızda  Kitabullah'ı  tatbik  ettikçe... (itaattan ayrılmayın)." (74)  

6-"Hz. Ebu Hureyre (r.a) anlatıyor : "Resulullah (a.s)   buyurdular ki : "Kim bana itaat etmişse mutlaka Allah'a   itaat   etmiştir.   Kim de bana isyan  etmiş  ise,   mutlaka   Allah'a   isyan etmiştir. Kim emire itaat ederse mutlaka bana itaat etmiş olur.   Kim de emire   isyan   ederse mutlaka bana isyan etmiş olur." (75) 

7- Hz. İbni Ömer (r.a) anlatıyor : "Resulullah   buyurdular ki: "Müslüman   kişiye,   hoşuna   giden veya   gitmeyen   her   hususta   itaat etmesi gerekir. Ancak, masiyet ( Allah'a isyan ) emredilmişse   o   hariç,  eğer masiyet emredilmişse, dinlemek de yok, itaat de yok." " Kim emirinden   hoşlanmadığı   bir   şeyle   karşılaşırsa   sabretsin,   zira kim Sultandan bir karış uzaklaşır   ve   ölürse   Cahiliyye   ölümü   ile  ölmüş  olur. "... "Allah'a   isyanda   kula   itaat   yok." "Allah'a itaat etmeyene itaat yok." ... " Allah'a   isyan   edene   itaat yoktur."..."Ulema,   Küfre düşen imamın mün'azil olduğunda, bu durumda bütün müslümanlara,  kıyam  etmenin  vacip  olduğunda  İCMA  etmiştir."

8-Ebu Hureyre (r.a)  anlatıyor : "Resulullah (aleyhissalatu vesselam) buyurdular ki: "Kim itaatten   dışarı   çıkar   ve   Cemaatten   ayrılır   ve   bu   halde   ölürse,   Cahiliyye   ölümü   ile ölür."  (76)    

 9-" Size Cemaati   tavsiye   ederim, ayrılıktan da sakının, zira şeytan iki kişiden uzak durur. Cennetin ortasını   isteyen,   Cemaatten   ayrılmasın. " ..  ."Allah   ümmetimi   dalalet   üzere toplamaz. Allah'ın   eli   Cemaatledir.   Cemaatten   ayrılan ateşe gider."   " Cemaat rahmet, ayrılık azabtır." ..."Kim Cemaatten  bir  karış ayrılır, sonra da ölürse, Cahiliyye ölümü ile ölmüş olur...boynundaki   İslam   bağını   çıkarıp   atmış   olur."  (77)  


    
"Müslümanlar gerçek olarak İslam'a tabi' olup   cemeatleşirlerse,   Allahu Teala (cc)'nın kuvveti cemaatle olur. İsyan olan yerde itaat etmemeleri takdirinde kendilerine bir zarar gelmez. Nitekim Tirmizi'nin   tahric   ettiği İbni Abbas'tan gelen bir rivayette Rasulüllah sallallahu aleyhi ve sellem: H.34- "Allah'ın kudreti cemaatle beraberdir." buyurmuştur." Zemahşeri diyor ki: "Yani  ehl-i  İslam'ın   cemaati  Allahu  Teala'nın  hıfz ve  himayesi altındadırlar."   Ti'bi  diyor ki:   "Yani, adil   imamla  beraber  olan  cemaatten   ayrılmayın. Çünkü   Allah'ın   hıfz-u   himayesi   adil   imama   tabi'   olanla   beraberdir."

İbn-i Hacer diyor ki: Her ne kadar Tirmizi'nin  bu   hadisi   zayıf ise de başka yollarla takviye olunur. Her hal ve karda cemaat rahmettir, parçalanmak ve tefrika azabdır, denilmektedir   ve   bu   gerçektir."  (78)  

10-"Müslim'in tahric ettiği, Ebu Hureyre  radıyallahu   anh'tan   gelen   bir   rivayette Rasulullah  sallallahu   aleyhi   ve   sellem şöyle buyurdu : H.45- "Kim  itaattan çıkar ve  Cemaatten  ayrılıp   ölürse,   Cahiliyye   ölümüyle   ölmüştür...." Şu kadar ki, Hadis-i şerif'teki   tehdit "Kafir olurlar (olarak ölürler)" demek  değildir,   "çok asi olurlar" manasındadır."   "İbn-i  Adi   ve  Taberani'nin   tahric  ettiği, Ebi Musa  ve  Ebi   Emame'den,   radıyallahu   anhuma, gelen   bir  rivayette   şöyle  buyrulur :  H.51   "İki   ve fazlası Cemaattir."... "Yine İmam Ahmed'in tahric ettiği,   Ebi Zer radıyallahu   anh'tan   gelen   bir  rivayette: Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem   şöyle   buyurdu : H.52-  "İki   kişi  bir   kişiden   daha   hayırlıdır;   Üç kişi iki kişiden daha  hayırlıdır.   Dört  kişi üç kişiden daha hayırlıdır. Binaenaleyh size CEMAATİ  emrederim.   Gerçekte  Allahu Teala (c.c),  elbette   ümmetimi   hakk   olan   yoldan   başkasında   bir  araya    getirip    CEMAATLEŞTİRMEZ."   (79)  
     
"Mü'minlerin; "Kime,hangi şartlarda ve nasıl" itaat edecekleri , neyi kesinlikle reddedecekleri   Nisa   Suresinin 59.ve 60.ayet-i kerimelerinde   açıkça   izah   olunmuştur.  Resül-i Ekrem (SAV)'in : "Her kim Ulu'l-Emr'e itaatten   bir   el   kadar ayrılırsa,   kıyamet   gününde   Allah (cc)'a fiili ( ameli) hususunda   lehinde   hiçbir   hücceti   olmayarak   kavuşacaktır. Her kim de boynunda (Ulu'l-emr'e) Bey'at'ı olmayarak ölürse, cahiliye ölümü ile ölür.
" (80)   buyurduğu  sabittir.

İslami   eserler'de:   "Halife,   Sultan,   Ulu'l-emr,  Veliyy-ül  Emir,  Emir'el-  Mü'minin,  Devlet  Başkanı  ve  İmam" kavramları, hep aynı mahiyeti beyan için kullanılmışlardır. İbn-i Hümam "Kitabu'l- Müsayere"  isimli  eserinde : "--Mü'minlerin   kendi   içlerinden bir imam seçmelerinin  sebebi, İslam'ın hükümlerini hakkı ile eda etmek  içindir"  diyerek  önemli  bir  noktaya   işaret   etmektedir.  

İmam Ebu Muin En Nesefi: " Üzerimizde İslam devlet başkanı olan imamı (Ulu'lemr'i) görmeden bir günün geçmesi caiz değildir.   İmam, devlet başkanı olan halifedir.  İmametin hak olduğunu   kabul   etmeyen   kimse   kafir olur.   Çünkü dini hükümlerin bir kısmının farz olması, imamın   varlığına   bağlıdır.   Cuma Namazı,  Bayram  Namazı   ve   yetimleri evlendirmek gibi... İmamı inkar eden farzları inkar etmiş olur. Farzları  inkar  eden de kafir olur."  hükmünü  zikreder."  (81)  

Ayrıca Bazı alimler : " Zalim  bir   hükumdarın   emrinde   geçen   altmış   yıl,  hükumdarsız geçen  tek bir geceden daha hayırlıdır." demişlerdir... "...Siyasi vekalet;   en  küçük  toplum  birimine   kadar, her yerde aynı öneme haizdir. Ebu Said El-Hudri (r.a.)'den   rivayet   edildiğine göre   Resül-i Ekrem (s.a.v.) :  "-Üç kişi sefere çıkarlarsa, mutlaka içlerinden birini emir (imam) Tayin etsinler." (Sünen-i Ebi Davud-İst.1401, K.Cihad:80) emrini vermiştir."  (82)  
        Selim  akıl   sahibi  her   mü'min,   Resül-i   Ekrem (sav)'in :   " Dünyanın   ücra   bir köşesinde de olsa, üç kişinin içlerinden birini kendilerine emir (İmam) tayin etmeden yaşamaları helal  olmaz."   mealindeki   mübarek   tesbitine   uygun  olarak amel  etmek  borcundadır."  (83)  

 
 12-  Buhari, Müslim ve İbn Mace'nin ittifakla Ebu Hureyre'den rivayet ettikleri bir hadiste Peygamber Efendimiz (sav)  şöyle  buyurmuştur
:  "İsrail   oğulları   zamanında onları peygamberler   idare   ederdi.   Her   ne   zaman   bir   peygamber   vefat ederse   onun   yerine  başka bir peygamber gelirdi. Hiç şüphesiz benden  sonra  peygamber  yoktur.   Ancak  HALİFELER   olacaktır.  (Ümmeti bu devlet  reisi  olan  halifeler  idare  eder)".    (84)  

13-"İmam   veya   emire  itaatin Peygambere itaat, Peygambere itaatin Allah'a itaat olduğu, İmama  isyanın  da   aynı   şekilde   Peygambere ve Allah'a isyan olduğu açıklanmıştır. Ayrıca İmama   itaat   etmeyip   CEMAATTEN   ayrılmanın  bir  nevi   cehalet   ölümüyle ölmek olduğu BUHARİ ve MÜSLİM'de rivayet edilen hadislerde belirtilmiştir.   Müslim'de bu   manada   zikredilen   bir   hadis   şöyledir : "Kim   bey'at'siz    olarak   ölürse  cehalet   ölümüyle  ölür"   (85) 

14-"Kim   zamanının   imamını   tanımadan   ölürse  bir  nevi   cehalet   ölümüyle   ölür. Fukahadan; Ayni,  "cehalet ölümüyle ölür demekle kafir olur manasının  kastedilmediğini"  belirtmektedir.   (86) 
      
İslam;   iki başlılığı  Peygamberimizin (sav) şu   hadis-i şerifiyle   yasaklamıştır
: "İki halifeye BİAT olunacak olursa sonrakini öldürün."  (87)  

15-"Abdullah b. Mes'ud (r.a.) demiştir ki : "Ey insanlar! Sizin taat ve CEMAATA sarılmanız gerekir.   Çünkü onlar,   Allah'ın   kendisine  sarılmanızı emrettiği   ipidir.   Hiç  şüphesiz  CEMAAT ve TAAT   içinde  hoşunuza  gitmeyen  şeyler, ayrılık halindeki güzel  bulduğunuz  şeylerden  daha  hayırlıdır. (88)  

16-Rasulullah (s.a.v.) buyurmuştur ki :   "Sizin CEMAAT (halinde olmanız) gerekir. Şüphesiz şeytan, tek kalanla beraberdir; (onu kolayca etkileyip, kalbine vesvese verir). İki (hayır ehli) kişiden  ise;   çok   uzakta   durur.   Kim   iman   selameti   ile  ölüp, cennette olmak istiyorsa; (takva   üzere  kurulan)   CEMAATA yapışsın."...

17-"Şüphesiz   Allahü Teala (c.c), Ümmetimi dalalet (sapık fikir ve fitne) üzerinde bir araya getirmez.   Allah'ın  eli (rahmet ve desteği) CEMAATLE birliktedir. Kim (hak üzere giden) CEMAATTEN   ayrılırsa   ateşe   gider."   (89) 

18- Diğer bir hadis-i şerif'te,   İslam Cemaatinden   ayrılanın   durumu   şöyle   anlatılmaktadır : " Kim (Kur'an ve Sünnet üzere giden) CEMAATTAN bir karış ayrılırsa;   boynundan   İslam   bağını   çıkarmış olur." (90) 

19-Rasulullah (s.a.v.) buyurmuştur ki :   "Kurdun   sürüden   ayrılan   koyunu   kaptığı gibi, şeytan da (cemaattan ayrılan) insanı kapar. Bölünüp dağılmaktan (guruplara) ayrılmaktan sakınınız. Size (Allah için) CEMAATA sarılmanız ve (hak üzere giden ) çoğunluğa katılmanız gerekir." (91) 

Meşhur Müfessir Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır (rh.a.) "Allah'ın ipine toptan, sımsıkı sarılın" ayetini açıklarken, şu kıymetli  açıklamalarda  bulunmuştur :  "...Ben kendi başıma, yalnızca   dinimi,  imanımı   koruyabilirim"  demek   tehlikelidir.   Kendi   başına   kalan   fertlerin,   iman   ve   İslam üzere,   hüsn-i hatime   ile  ahirete   gidebilmesi   şüpheli   olur.   Ferd zorlama   ve  baskı   altında   her   şeyini   kaybedebilir.   Çünkü (hadis-i şerif'te   belirtildiği   gibi) : "Allah'ın   eli   (rahmet   ve   desteği   Hakk   üzere   giden)   CEMAATLA   birliktedir."   Ve   dinin dünyada   en  büyük  feyzi de bu toplumun kuruluşundadır..."   (92)  

M. Hamdi  Yazır  (rh.a)  hocaefendi,    mevcut   hastalığımızın  teşhisi   koymuş  ve   mührünü   şu  şekilde  vurmuştur: 

"Gel  seninle  konuşalım.  Günahlarımızı   bir  gözden  geçirelim.   Felaketimizin   başı  olan  günahı  bulalım,  ona  göre  tevbemize  başlayalım,  Hak'dan  ecir  isteyelim.  

 Ey  müslüman!   Lafım  sana  olmasaydı  günahın  başında  imansızlığı  sayardım.   Lakin  ben  seninle  konuşuyorum.   Senin,  benim  günahımızdan   bahsediyorum.   Şimdi  sana  bütün  imanla   söylerim  ki,   günahımızın    başı   CEMAATSİZLİKTİR.   Seni  beni   ahlaksız  eden,   yardımsız,  kuvvetsiz   bırakan,   büyük   büyük  amellerden,   emellerden   alıkoyan,   heva  ve  hevesine  kaptırıp  da  sefahetlere,  rezaletlere   garkeden,   Allahu  Teala'yı  unutturup,   şuna  buna   boyun  eğdiren   CEMAATSİZLİKTİR."  (93)  
        
Sonuç  olarak  şunu   söyleyebiliriz :  
"İbn-i  Nüceym'in
   "El-Bahrü'r Raik",   İbn-i Hümam'ın   "Fethü'l-Kadir"   ve   İbn-i Abidin'in   "Reddü'l-Muhtar"   isimli   kıymetli   eserlerinde, gayr-i   müslimlerin   istilasına uğrayan ülke insanları için (İspanya örnek verilerek) şu tavsiyede   bulunulmuştur :   "--Orada   müslümanlar   mahkum durumda,   gayr-i  müslimler   ise hakim   durumdadırlar.    Bu durumda ne yapılmalıdır?

(Cevap) Gerekli olan müslümanlara aralarından birine İmamet (Harp emiri) görevini vermeleridir.   Hepsinin  onda  ittifak etmeleri VACİP'tir.   Seçtikleri bu kimse, KADI tayin eder. Böylece  kendi  aralarında   vuku   bulan  hadiselerin (ihtilafların) mahkemeye  intikali  sağlanır.  Yine buralarda   kendilerine   Cum'a   namazı   kıldıracak   bir   imam   nasbederler."  

İbn   Abidin : "İnsanın   mutmain  olduğu  ve  kabul   edebileceği   görüş   de   bu  olsa gerektir.  Bu  görüş  istikametinde  amel  edilmelidir."  diyerek  Ulemanın kavlini   dile  getirmiştir."   (94)   

  Yazdıklarımızın   hemen   hemen  hepsi;  Başta  Kur'an-ı Kerim, sonra Kainatın  ve  bizim   Efendimiz  Hz.  Muhammed (sav)'in  hadis-i şerifleri   ve   İslam   Alimlerinin kaleme  aldığı  muteber fıkıh  kitaplarından  alınarak  nakledilmeye çalışılmıştır.   Bu   hüzünlü   vede  dramatik  tablo  karşısında   mü'minlere   düşen  en  güzel   inanç   ve   amel    "İşittik   ve  itaat   ettik"   demeleridir.

Yani,   İslam'a  teslim  olmalarıdır.    Allah (cc)'ın  rızasını   kazanmak isteyen müttaki mü'minlerin   salih amel peşinde koşmaları şarttır. Salih amel sahih imana dayanır.  Sahih  imanı olmayan   bir insanın hiçbir ameli makbul değildir. Dünyaya imtihan için geldiğimizi   asla  unutmamalıyız.   Allah (cc)  rızası  için  yapacağımız ibadetlerimizde  nefsimize  uyup,  bahaneler   aramayalım.   İşte bu noktada Cahiliye ölümünü de dikkate alarak diyebiliriz ki; Müslümanların;   "İslam Cemaati"ni   oluşturmadan    yaşamaları  caiz   değildir.   Çünkü   İslam  dini   CEMAAT  dinidir,  Cemaatla   yaşanır.   

 Onun  içindir ki; İslam'ın ikinci halifesi Hz. Ömer (r.a.)'ın şu mübarek tesbitini aktarmak istiyorum :   "Muhakkak  ki  İslam  İslam   olamaz,   CEMAAT   olmadıkça.   Cemaat   cemaat  olamaz,   emir  olmadıkça.   Emir  emir  olamaz,   ona   itaat (Bey'at)  olmadıkça." (95)   

   Üstad   Bediüzzaman   Said-i  Kürdi (Rh.a) hazretleri   boşuna mı demişti : "Zaman,  CEMAAT  olma  zamanıdır."  Tabi  bu  gerçeği  vurgularken  diğer  taraftan  tarikat  gerçeğini  inkar  ettiği  anlamı  çıkarılmamalıdır.   Şu  anda   anın  vacibi  olarak elzem  olanın    cemaat  olduğu  vurgulanmıştır.   Zaten  cemaat  olmadan  tarikatın  olması  çok  anlamsızdır.   Öyleyse   mü'minler;  hem Cahiliye   yaşantısından,   hem de   cahiliye   ölümünden     Allah (c.c.)'a sığınarak hiç vakit geçirmeden   derhal   "İslam Cemaatini"  oluşturmalıdırlar...    Bu da   mümkün olamazsa   bütün  mesailerini;   bu   amelin   gerçekleşebilmesi    için   harcayarak    Cahiliyye    ölümü   üzere   ölmekten    kurtulmaya    çalışmalıdırlar.

"İslami  Hareketin  Mahiyeti"  adlı  kitabın;  Müslümanlarının    içine  düştüğü   girdapta,  sapla   samanın  birbirine  karıştırıldığı  böyle  bir  zamanda  kaleme   alınmış   olması    zaruret   haline    gelmiş   olmasındandır.    Dünyanın   çeşitli   beldelerinde  ve  çeşitli  bölgelerinde   yaşayan   müslümanlar    yalnız   kendilerinin    İslami    bir  gurup  olduklarını   veya   İslam’i    bir   cemaat    olduklarını   ve  hem  de    İslam’ı    yalnız    kendilerinin   temsil   ettiklerini,    dolayısıyla   diğer  cemaatlerin   İslami   cemaatlar   olmadıklarını,    batıl  yolda  olduklarını,   hatta  biraz  daha     ileri   giderek   küfürde   ve  şirkte  olduklarını   iddia   eder  olmuşlardır!!!    Oysa  bir  hareketin  veya  bir  gurubun   veya   bir  cemaatin   İslami  olup  olmadığı,  İslami  olması  için   hangi   şartları   taşımaları   gerektiği üzerinde      fazla    kafa   yormadıkları   bir   vakıadır.    Maalesef   günümüzde;   “İslami  cemaat  nasıl  oluşur,   hangi  şartları  taşıması   gerekir?    Rükünleri   nelerdir?”   gibi   suallerin   cevapları   Ehl-i  Sünnet    kaynaklarında    aranarak    verilmiş   değildir.      Mesela    mescitlerde   herhangi   bir   vaktin   namazını   eda   edebilmek   için    bir  araya  gelen   Müslümanların     bir   cemaat    oluşturabilmeleri   için   bir   imama   uymuş   olmaları   şarttır.       O  müslümanların    “Cemaat  olduk   ve  cemaatle  namaz  kıldık”  diyebilmeleri   için    önlerinde   mutlaka  bir  imamlarının   bulunması     şarttır.     İmama   uymuş,   imama   bağlanmış  olmak  için de   ilgili  Müslümanların   samimi   bir   niyetle   imama   uymaları     şarttır.     “İslam  cemaati”   olduklarını  söyleyen  cemaatlerinde   aynen  böyle  olması   şarttır.     İşte     tanıtacağımız  bu   kitapta   aklınıza   gelebilecek     bu konularla     ilgili    her   türlü   sorunun    cevabını    burada     bulabileceğinizi   söylememiz    mümkündür.    Kitabın   önemi  hem   özellikle   seçilmiş   olan   konusundan,   hem de   yazarının   konulara   hakim   bir  otorite    oluşundan   neşet   etmiştir.    Hemen   şu  hususu  da  belirtelim ki,    bu  kitap   “Misak  mecmuasının”    abonelerine   ücretsiz   olarak   dağıtmış    olduğu    hediye    bir   kitaptır. (.....)  Bir  cemaate   “İslam’i  cemaat”   denilebilmesi   için   zaruri   yapı   çok  ince    noktalarına  kadar   izah  edilmiştir.   Kaza  sistemini   oluşturmayan  hareketlerin  hiçbirisinin  İslam’i  hareket  olamayacaklarını  ancak  ve  ancak   “İslam yanlısı  hareketler”  olabilecekleri   beyan  edilmiştir.    Bu  kıymetli  eser  okunduğu  zaman   Medine'yi   arzu  eden  mü’min   kardeşlerimizin    önce   Mekke’lerini   kurmaları     gerektiği   ayan  beyan  ortaya    çıkmaktadır. "     

Heyhat!!!     Gel  görki;   anın  vacibi  olarak  ihya  edilmesi  gereken   adı  geçen  bu  farzın  ihmalinde   Ümmetin   tümü   mes'uliyet   altında   inim  inim   inlemektedir...    Kendilerini  Ümmetin   uleması,  fukahası,  sülehası,   üstadı,   meşayihi,  lideri,  önderi,  Mehdisi,   Mesihi,  halifesi   makamında   zanneden   tüm  seçkinler   bu   vebalin   altında    olduklarını   bilmelidirler!!!    Zira   inancımıza  göre  İslam'ı  en  güzel  bilen  ve  en  güzel  yaşayanlar   onlardır... Zira,  Allahü  Teala (cc)'dan   en  çok   korkanlar  onlardır...  Yahut  öyle  olmak  mecburiyetindedirler...  Bu  vebal  önce  onları;   daha  sonra   sıradan   diğer   insanları   ilgilendirmektedir...  Eğer  bu  amelin  terkinden  dolayı   Cehenneme  girme  sözkonusu  ise;  önce  yukarıda    saydığımız   bu  seçkin   zümrenin  girmesi   gerekecektir!!!

 Sahih   imana  sahip  olan  her  mükellef    kendi liderini,  önderini,  emirini,  imamını,  üstadını,  ağabeyini,  şeyhini,   mehdisini, mesihini,  parti  başkanını,  dernek  başkanını,  vakıf  başkanını  vb.  herneyi  varsa   Allah  (cc)  rızası   için   usul-ü  dairesinde   uyarmalı,   bu  gidişin  nereye   olduğunu   mutlaka   ama   mutlaka    sormalı,   hesap   vermeye   davet   etmelidir !!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!   

Yoksa  bu  karanlık  gecenin   nurlu  sabahı  unutulmalıdır.......Allahü  Teala (cc)'ya  emanet  olunuz...                                                                                                                                     Nizameddin  DEMİR

KAYNAKLAR                                                             

62-Kur 'an-ı   Kerim, Al-i İmran Suresi, ayet:103

63-Kur 'an-ı   Kerim,  en-Nisa, Ayet:59

64-Kur 'an-ı   Kerim,   Al-i İmran Suresi, Ayet:104

65-Kur 'an-ı   Kerim,    el-Fetih Suresi, Ayet:10

66-Kur 'an-ı   Kerim,  el-Fetih:18

67-Kur 'an-ı   Kerim,  el-Mümtehine:12

68-Kur 'an-ı   Kerim, es-Saffat Suresi:1

69-Dr.Hasan  GÜMÜŞOĞLU,  İslam'da  İmamet ve Hilafet , sh: 296. Kay. Yay. İst. 1999. Buhari, Ahkam, 4--Müslim, İmare,8.

70-Kur 'an- ı   Kerim,  En Nisa Suresi:59.   Yusuf KERİMOĞLU, Fıkhi Meseleler, C/1, sh:166-167.Ölçü Yay.İst.

71-Buhari,  Ahkam 4.  Müslim, el-İmare,581851

72-Kur 'an- ı  Kerim,  Nahl Suresi:120

73-Said HAVVA, El-Esas Fi's-Sünne,  İslam  Akaidi, c/8,  sh:93-114. Aksa  Yayın Paz. 1992-İst.

74-Buhari, Ahkam 4,Ezan 54,56

75-Buhari, Ahkam 1,Cihad 109. Müslim, İmamet 33 . Nesai,Bey'at 27

76-Buhari, Ahkam 4. Müslim, İmaret 53. Nesai,Tahrim 28. İbnu Mace, Fiten 7.

77-İbrahim  CANAN,  K.Sitte,C/6. sh:435-440. Akçağ Paz.1995. Ankara.

78-İsmail   ÇETİN.  Cemaat, sh:31. Dilara Yay. 1990.Isparta.

79-İsmail   ÇETİN, Cemaat, sh:40.Dilara Yay. 1990.Isparta.

80-Sahih-i  Müslim, C/21478.Had.No:1851. Ayrıca Sahih-i Buhari,   K.  Ahkam, C/8,sh: 105.

81-Yusuf   KERİMOĞLU,  Fıkhi  Meseleler, C/1,sh:299.

82-Yusuf   KERİMOĞLU,   İslami   Har. Mahiyeti, sh:95.

83-Yusuf   KERİMOĞLU,   Devlet   ve   Siyaset,   sh:290.  Misak Yay.Ankara,1995.

84-Dr.Hasan   GÜMÜŞOĞLU,  İslam'da İmamet ve Hilafet, sh:29-30. Kayıhan Yay. İst.1999. Buhari,  "Enbiya", 50.  Müslim, "İmare", 44.  İbn  Mace, "Cihad", 42. 

85-Dr.Hasan    Gümüşoğlu,a .g.e,sh:32,  Müslim, "İmare",58.

86-Dr.Hasan  Gümüşoğlu, a.g.e, sh:33, er- Razi, el-Mesailü'l-Hamsin fi usuli'd-din, sh:71, Nesefi,  Ebü'l-Muin, Tebsiratü'l-edille,11,824.

87-Dr.Hasan   Gümüşoğlu, a.g.e. sh:291, Müslim, "İmare",10.

88-İmam Taberi, Camiu'l-Beyan, 1V,32.

89-Tirmizi, Fiten, Tabarani, el-Mu'cemu'l-Kebir, xv,239.

90-İmam Ahmed, Müsned,V,180; Ebu Davut, Sünnet,27,(No:3758).

91-İmam Ahmed, Müsned,V,243; Tebrizi, Mişkatu'l-Mesabih, el-İ'tisam bi'l-Kitab,45 (No:184) ( Dilaver Selvi,İntisab ve Cemaat, sh:131-134. Umran Yay.İst.1995.

92-E.Hamdi  Yazır, Hak  Dini Kur'an  Dili,  2/405- 406.

93-M. ÇELİK,  Müslümanın  Din  Disiplini/ Amentü  Hukuku,  sh:52.  Misak  Yay.2002-Ankara.  M. Hamdi Yazır,  Ceride-i  İlmiyye, Sayı:41,  sh:1208,  İst/1337.

94-Yusuf   KERİMOĞLU,   Emanet   ve   Ehliyet   (İslam   İlmihali), C/2,  sh:376. Misak Yay.İst-1985.

95-Yusuf  KERİMOĞLU,  İslami Har. Mahiyeti. sh:85.Misak Yay.Ank.1996.   Sünen-i Darimi, İst. 1401 Çağrı  Yay. Sh:79. Mukaddeme 26.

                                                                                                                                                                                                      Abdullah AZİZ