CEMAAT
CEMAAT'LE İLGİLİ AYET-İ CELİLELER
Yüce Allah (c.c.) Kur'an-ı Kerim'de; Cemaatla ilgili bazı Ayet-i Celile'lerinde şöyle buyurmuştur:
1-"Hep birlikte Allah'ın ipine (Yani Kur'an'a, Şeriat'a, Cemaata) sımsıkı yapışın, dağılıp parçalanmayın." (62)
2-"Ey iman edenler! Allah'a ve Rasulü'ne ve sizden olan emir sahiplerine itaat ediniz." (63)
3-"Sizden hayra çağıran, iyiliği emreden, kötülükten men eden bir topluluk (CEMAAT) bulunsun. İşte onlar felaha erenlerdir." (64)
4-"(Rasulüm) Sana BEY'AT edenler hiç şüphesiz Allah'a Bey'at etmektedirler. Allah'ın eli onların ellerinin üzerindedir." (65)
5-"Andolsun ki, sana o ağacın altında BEY'AT ederlerken Allah mü'minlerden razı oldu." (66)
6-"Ey Peygamber! Mü'min kadınlar seninle BEY'AT etmeye geldikleri zaman, BEY'AT'larını kabul et." (67)
7-"Saflar bağlayıp duranlara yemin ederim." (68) (Elmalılı merhum :"Safsaf duranlar" cemaat olanlardır, diyor.)
Resulullah (s.a.) bir hadis-i şeriflerinde :
1- "Bana itaat eden Allah'a itaat etmiş, bana isyan eden Allah'a isyan etmiş olur. Kim emirine itaat ederse bana itaat etmiş, kim emirine isyan ederse bana isyan etmiş olur." (69)
Cemaat nedir? Önce bu kelime üzerinde duralım. CEMAAT. Cemaat derken Tabi ki akla İslam Cemaati gelmelidir. İslam Cemaati ise şöyle oluşmalıdır. Şer'i Şerife uygun bir şekilde şartlarını taşıyan bir mü'mine bey'at edilir. Beyat sonucu ortaya çıkan kişi mü'minlerin emiri olmuş olur. Diğer mü'minler de o emir etrafında toplanırlar ve bir CEMAAT oluşturmuş olurlar.
Şimdi BEY'AT kavramını izaha çalışalım: "Arapça bir kelime olan BEY'AT : "Kabul etmek, bir akidden (anlaşmadan) razı olmak ve tasdik etmek" gibi manalara gelir."... İslami ıstılahta : " Bir mükellefin; ehil bir CEMAAT ( ehl-i hal ve'l akd ) tarafından tesbit edilen halifeye ( İmam'a, ulu'lemr'e) itaat edeceğine ve sadık kalacağına dair, söz vermesine BEY'AT denilir."
Bey'at'ta asıl olan; Bey'at edecek mü'min kendi elini, emirinin eli üzerine koymasıdır. Bu bir anlamda mükellefin; "Meşru (şer'i) olan her emirde (hoşuna gitse de, gitmese de) itaat edeceğine dair sadakat yeminidir. Zira Resül-i Ekrem (SAV)'in : "Müslümanlar gerek hoşlarına giden, gerek hoşlarına gitmeyen her hususta kendilerinden olan emir sahiplerine itaat ederler. Bununla yükümlüdürler. Ancak günah işlemeleri emredilirse, itaat etmezler." buyurduğu bilinmektedir.
Bey'at; Kitap, Sünnet ve Sahabe-i Kiram'ın icmaı ile sabit olan, salih bir ameldir. İslam uleması "Bey'at Farzdır" hükmünde ittifak etmiştir. Bazı çevreler ; "Bey'atın farz olabilmesi için, İslami bir yönetim (devlet) şarttır" iddiasını ileri sürmektedirler. Resulullah (SAV) ile mü'minlerin yaptıkları ilk Bey'at; "AKABE'de" gerçekleşmiştir. Bu tevatür derecesindeki haber; bütün kaynaklarda yer almıştır. Bu Bey'atın; Mekke tebliğ döneminin sonlarına rasladığı da bilinmektedir. Mekke dönemiyle ilgili olarak İmam-ı Serahsi : "--O dönemde Mekke; İslam ahkamının tatbik olmadığı bir darü'ş-şirk idi" hükmünü zikretmektedir ...Dolayısıyle; ilk Bey'atın gerçekleştiği dönemde, İslami bir devlet mevcut değildi......
Bilindiği gibi mü'minlerin kendi içlerinden seçtikleri bir Ulu'lemre itaat etmeleri, kat'i nassla FARZ kılınmıştır. Nitekim Kur'an-ı Kerim'de : " Ey iman edenler! Allah'a itaat edin, Peygambere de itaat edin ve sizden olan emir sahibine de itaat edin... " (70)
Taneleri bir birine bağlayan iplik ise Mü'minleri imama bağlayan manevi bağ olan "Beyât"ı ifade etmektedir. Bey'atı olmayanın imama bağı olmaz. Yani taneleri İmameye bağlayan iplik olmayınca taneler topluluktan-Cemaatten ayrılır, koparlar. Cemaatten ayrılanın ise küfre-şirke, batıl ideolojilere kurban olması an meselesidir. Onun için "Bey'at"sız, itaatsız yaşayan mü'minler şu mübarak Hadis-i Şerifle uyarılmışlardır : "....Her kim de bey'at sorumluluğu olmadan ölürse, Cahiliyye ölümüyle ölür." (71)
Bu tesbih misalinin İslam cemaatine teşbihini sakın unutmayalım! "La teşbih ve la temsil" Bu teşbih, anlatılmak istenenleri en güzel bir şekilde anlatmaktadır. Her türlü tehlikenin bulunduğu ıssız sahrada analarını kaybettikten sonra vahşi canavarlardan kurtulmak için sağa-sola koşuşan civcivlerin hazin hali; sayıları bir milyarı aşan başsız ümmetin halini andırmaktadır. Başı koparılmış bir canlının çırpınışı, nasıl beyhude bir çırpınış ise; başsız ümmetin vücut bulmak için çırpınışı da o kadar beyhude bir çırpınışdır!
"CEMAAT : Cemaat kelimesinin Şeriat ıstılahındaki anlamı; "
Resulullah (a.s)'ın ve Ashabının üzerinde bulundukları çizgi ve İTİKAD ve bu itikad üzere olan kitle olarak ifade edilebilir. "Ehl-i Sünnet ve'l Cemaat" tabiri de bu anlamı ifade etmektedir....Bu inançta insanlar bulunmadığında da kelimenin ıstılah anlamına göre hiçbir şekilde "CEMAAT" meydana gelmiş olamaz!!!Bazen Cemaat kelimesi, doğru çizgide olan ve kendisi hakkında İMAMETLE ilgili hükümler uygulanmış bir imamın etrafında toplanmış, hak ve adalet ehli olan kitle anlamına da kullanılır. Kim böyle bir kitlenin içerisine girer, inancı da temiz (batıl ve sapık şeylerden arı) olursa o CEMAAT'tendir. Cemaat kelimesi, yerine göre Müslüman toplum anlamına da kullanılır. Bu anlamda CEMAAT, taşrada yalnız kalmış kimselerin tersi anlamındadır. Çünkü kişi, ancak topluluk halinde yaşanılan merkezlerle irtibatlı olduğunda CUMA namazlarını kılabilir ve cemaatle namaza devam edebilir.
Cemaat kelimesi bazen de
hakka yapışma anlamında kullanılır. Böyle bir durumda, kişi yalnız da
kalsa bir CEMAATTIR.....Yüce Allah (cc) şöyle buyurmuştur :
"
Şüphesiz İbrahim bir
Ümmetti
"
(72) Nitekim sahih
bir rivayetle nakledildiğine göre İbn-i Mes'ud'un da şöyle söylediği
bildirilmiştir : "Cemaat, tek kalsa da kişinin hakka uygun olmasıdır."
Bu tariflerden de anlaşılacağı gibi, emiri olmayan yüzlerce veya binlerce
insan bir araya gelmiş olsalar yine de cemaat oluşturmuş olmazlar.
2- Buhari ve Müslim, Busra bin Abdullah (r.a)'tan rivayet etmişlerdir : "Ebu
İdris Havlani, Huzeyfe (r.a) 'nin şöyle söylediğini bildirdi : İnsanlar
Resulullah (a.s)'a sürekli hayır hakkında soru sorarlardı. Bense bana
dokunabileceği korkusu ile sürekli şer (fenalık) hakkında soru sorardım.
Bir keresinde Resulullah (s.a)'a şöyle sordum :" Ey Allah'ın Resulü, biz
daha önce cahiliyet ve şer ( fenalık) içinde idik. Daha sonra yüce
Allah bize şu hayrı (İslam'ı) ulaştırdı. Bu hayırdan sonra yine şer
gelecek midir?"
Resulullah (a.s) : "Evet" diye buyurdu. "Peki bu şerden sonra yine hayır gelecek midir?" dedim." "Evet, içerisinde de bir duman (karışıklık, bozukluk) olacaktır." diye cevap verdi. "Dumanı (karışıklığı) ne olacak" dedim." "Benim Sünnetim dışında bir yol tutan ve benim gösterdiğim hidayet çizgisi dışında bir çizgi benimseyen topluluk olacak. Onları tanıyacak ve reddeceksin" diye buyurdu. "Peki bu hayırdan sonra yine şer gelecek midir" diye sordum. Resulullah (a.s) : "Evet Cehennemin kapılarında duran davetçiler ortaya çıkacaktır, bunların çağrısına uyanları, Cehennemin içine atacaklar" diye buyurdu.
Ben: " Ey Allah'ın Resulü, sen bize onların özelliklerini bildir" dedim. Resulullah (a.s): "Evet onlar bizim gibi görünür ve bizim dilimizle konuşurlar" diye buyurdu. "Ey Allah'ın Rasulü, ben o insanların zamanına yetişirsem ne yapmamı uygun görürsün- bir rivayette de, ne yapmamı emredersin, şeklinde geçmiştir-?" dedim. "Müslümanların Cemaatları ve İmamları ile birlikte ol" diye buyurdu. "Eğer Müslümanların bir Cemaati ve İmamları olmazsa?" dedim. " O zaman da, ağaç kökünü yemek zorunda kalacak kadar zor duruma düşsen bile, bu hal üzere ölüm sana gelinceye kadar bütün bu (sapık) fırkalardan uzak dur" diye buyurdu."
Müslim'in buna
benzer bir başka rivayeti daha vardır. O rivayette şöyle bir farklılık
bulumaktadır : "(Ebu Huzeyfe (r.a) şöyle dedi) : " Dumanı (karışıklığı) nedir"
diye sordum. Resulullah (a.s) :
"Benim
Sünnetimi benimsemeyen bir topluluk ortaya çıkar. Bunların içinde, bedenleri
insan bedenleri gibi ama kalpleri Şeytan kalpleri olan bir takım adamlar
bulunacaktır." diye buyurdu. Ben :"Ey
Allah'ın Rasulü! Eğer onların zamanına ulaşırsam ne yapayım?" diye sordum.
"Dinler
ve itaat edersin. Sırtın dövülse ve malın alınsa bile dinle ve
itaat et" diye buyurdu."
3- Buhari ve Müslim, Abdullah bin Abbas (r.a)'tan rivayet etmişlerdir :
"Resulullah (a.s) şöyle buyurdu : "Kim emirinin
herhangi bir şeyinden hoşlanmazsa sabretsin. Kim yöneticiden (Müslüman
yöneticiden) bir karış uzakta ölürse, bir tür Cahiliye ölümü üzere ölür."
Bir başka rivayette de şu ifadeye yer verilmiştir
:"...bu
hoşlanmadığı şeye sabretsin. Kim Cemaatten bir karış uzaklaşırsa, onun
ölümü Cahiliye ölümü üzere olur."
4- Buhari ve Müslim,
Muğire bin Şu'be (r.a)'den
rivayet etmişlerdir : "Resulullah (a.s) şöyle buyurdu:
"Ümmetim
içinde hak çizgi üzere yürüyen bir taife sürekli bulunur..."
Bezzar, Fadale bin Ubeyd (r.a)'den rivayet etmiştir : "Resulullah şöyle
buyurdu :
"
Üç kişi hakkında bir şey
sorulmaz :
1-Cemaatten ayrılan kişi.
2-İmamına (müslüman olan yöneticisine) isyan edip de böyle isyan üzere ölen kişi.
3-Efendisinin yanından kaçıp da ölen köle ya da Cariye için."
İmam Nevevi, Rib'i bin Haris (r.a)'den şu şekilde rivayet etmiştir :Huzeyfe (r.a) şöyle söyledi :"Ben Resulullah (a.s)'ın şöyle buyurduğunu duydum : " Kim Cemaatten ayrılır ve yönetimi küçük düşürürse, Allah'ın kendisini hoş karşılamayacağı bir halde, Allah'ın huzuruna çıkar."
İmam Ahmed, Ebu Zer (r.a)'in merfu olarak şöyle söylediğini rivayet etmiştir : " Kim Cemaatten bir karış uzaklaşırsa, İslam halkasını boynundan çıkarmış olur."
İmam Ahmed, Abdullah bin Ömer (r.a)'in şöyle dediğini rivayet etmiştir : " Dikkat edin bir adam bir kadınla yalnız yerde başbaşa kalmasın. Aksi halde üçüncüleri Şeytandır. Cemaate bağlı kalın. Dağılmaktan kaçının. Şeytan tek kişi ile beraberdir. İki kişiden ise daha uzaktır. Kim Cennetin ortasını arzuluyorsa, Cemaatle birlikte bulunmaya özen göstersin."
Hakim, İbni Abbas (r.a)'tan rivayet etmiştir : "Resulullah (a.s) şöyle buyurdu : "
Allahu Teala benim Ümmetimi sapıklık üzere asla birleştirmez. Allahu Teala'nın eli de Cemaatle birliktedir." Taberani, Haris bin Kays (r.a)'ın şöyle söylediğini rivayet etmiştir : "Bana Abdullah İbni Mes'ud (r.a) : "Ey Haris bin Kays, cennetin ortasına yerleşmek senin hoşuna gitmez mi?" diye sordu. Ben "Evet" dedim. Bunun üzerine ." Öyleyse İnsanların (Mü'minlerin) Cemaatlerine bağlı kal." dedi."Hakim, Yesir bin Amr (r.a)'ın şöyle söylediğini rivayet etmiştir : "Hz. Osman (r.a) öldürüldüğünde, Ebu Mes'ud (r.a) evinde uzlete çekildi. Bu sırada ben yanına giderek, insanların durumlarından sordum. Şöyle dedi: " Cemaate bağlı
kal. Allahu Teala, Muhammed ümmetini sapıklık üzere bir araya getirmemiştir." Bir başka rivayette Yesir'in şöyle söylediği bildirilmiştir : "Hz.Ali (r.a) öldürüldükten sonra Ebu Mes'ud (r.a) ile karşılaştım. Peşinden gittim ve kendisine : "Allah adına söylemeni istiyorum. Sen Resulullah(a.s)'tan fitnelerle ilgili olarak ne duydun? " diye sordum. Şöyle söyledi : "Biz bir şeyi gizlemeyiz. Sen Allah'tan kork ve Cemaatle birlikte ol. Dağılmaktan ve ayrılıktan da sakın. Allahu Teala Muhammed (a.s)' ümmetini sapıklık üzere birleştirecek değildir." (73)5-"Hz. Enes (r.a) anlatıyor: "Resulullah (a.s) buyurdular ki : " Dinleyin ve itaat edin! Hatta üstünüze, başı kuru üzüm tanesi gibi siyah Habeşli bir köle bile tayin edilmiş olsa, aranızda Kitabullah'ı tatbik ettikçe... (itaattan ayrılmayın)." (74)
6-"Hz. Ebu Hureyre (r.a) anlatıyor : "Resulullah (a.s) buyurdular ki : "Kim bana itaat etmişse mutlaka Allah'a itaat etmiştir. Kim de bana isyan etmiş ise, mutlaka Allah'a isyan etmiştir. Kim emire itaat ederse mutlaka bana itaat etmiş olur. Kim de emire isyan ederse mutlaka bana isyan etmiş olur." (75)
7- Hz. İbni Ömer (r.a) anlatıyor : "Resulullah buyurdular ki: "Müslüman kişiye, hoşuna giden veya gitmeyen her hususta itaat etmesi gerekir. Ancak, masiyet ( Allah'a isyan ) emredilmişse o hariç, eğer masiyet emredilmişse, dinlemek de yok, itaat de yok." " Kim emirinden hoşlanmadığı bir şeyle karşılaşırsa sabretsin, zira kim Sultandan bir karış uzaklaşır ve ölürse Cahiliyye ölümü ile ölmüş olur. "... "Allah'a isyanda kula itaat yok." "Allah'a itaat etmeyene itaat yok." ... " Allah'a isyan edene itaat yoktur."..."Ulema, Küfre düşen imamın mün'azil olduğunda, bu durumda bütün müslümanlara, kıyam etmenin vacip olduğunda İCMA etmiştir."
8-Ebu Hureyre (r.a) anlatıyor : "Resulullah (aleyhissalatu vesselam) buyurdular ki: "Kim itaatten dışarı çıkar ve Cemaatten ayrılır ve bu halde ölürse, Cahiliyye ölümü ile ölür." (76)
9-" Size Cemaati tavsiye ederim, ayrılıktan da sakının, zira şeytan iki kişiden uzak durur. Cennetin ortasını isteyen, Cemaatten ayrılmasın. " .. ."Allah ümmetimi dalalet üzere toplamaz. Allah'ın eli Cemaatledir. Cemaatten ayrılan ateşe gider." " Cemaat rahmet, ayrılık azabtır." ..."Kim Cemaatten bir karış ayrılır, sonra da ölürse, Cahiliyye ölümü ile ölmüş olur...boynundaki İslam bağını çıkarıp atmış olur." (77)
"Müslümanlar gerçek olarak İslam'a tabi' olup cemeatleşirlerse, Allahu Teala
(cc)'nın kuvveti cemaatle olur. İsyan olan yerde itaat etmemeleri takdirinde
kendilerine bir zarar gelmez. Nitekim Tirmizi'nin tahric ettiği İbni
Abbas'tan gelen bir rivayette Rasulüllah sallallahu aleyhi ve sellem: H.34- "Allah'ın
kudreti cemaatle beraberdir."
buyurmuştur."
Zemahşeri diyor ki:
"Yani ehl-i İslam'ın cemaati Allahu Teala'nın hıfz ve himayesi altındadırlar."
Ti'bi diyor ki:
"Yani, adil imamla beraber olan cemaatten
ayrılmayın. Çünkü Allah'ın hıfz-u himayesi
adil imama tabi' olanla
beraberdir."
İbn-i Hacer diyor ki: Her ne kadar Tirmizi'nin bu hadisi zayıf ise de başka yollarla takviye olunur. Her hal ve karda cemaat rahmettir, parçalanmak ve tefrika azabdır, denilmektedir ve bu gerçektir." (78)
10-"Müslim'in tahric
ettiği, Ebu Hureyre radıyallahu anh'tan gelen
bir rivayette Rasulullah sallallahu aleyhi
ve sellem şöyle buyurdu : H.45-
"Kim itaattan çıkar ve Cemaatten ayrılıp ölürse, Cahiliyye ölümüyle
ölmüştür...."
Şu kadar ki, Hadis-i şerif'teki tehdit
"Kafir olurlar (olarak
ölürler)" demek değildir, "çok asi olurlar" manasındadır."
"İbn-i Adi
ve Taberani'nin tahric ettiği, Ebi Musa ve
Ebi Emame'den, radıyallahu anhuma, gelen
bir rivayette şöyle buyrulur : H.51
"İki
ve fazlası Cemaattir."...
"Yine İmam Ahmed'in tahric ettiği, Ebi Zer radıyallahu
anh'tan gelen bir rivayette: Rasulullah sallallahu
aleyhi ve sellem şöyle buyurdu : H.52-
"İki
kişi bir kişiden daha hayırlıdır; Üç kişi iki kişiden daha hayırlıdır. Dört kişi üç kişiden daha hayırlıdır. Binaenaleyh size CEMAATİ emrederim.
Gerçekte Allahu Teala (c.c), elbette ümmetimi hakk olan yoldan
başkasında bir araya getirip CEMAATLEŞTİRMEZ." (79)
"Mü'minlerin; "Kime,hangi şartlarda ve nasıl" itaat edecekleri , neyi
kesinlikle reddedecekleri Nisa Suresinin 59.ve 60.ayet-i kerimelerinde
açıkça izah olunmuştur. Resül-i Ekrem (SAV)'in : "Her
kim Ulu'l-Emr'e itaatten bir el kadar ayrılırsa, kıyamet gününde
Allah (cc)'a fiili ( ameli) hususunda lehinde hiçbir hücceti olmayarak
kavuşacaktır. Her kim de boynunda (Ulu'l-emr'e) Bey'at'ı olmayarak ölürse,
cahiliye ölümü ile ölür."
(80) buyurduğu
sabittir.
İslami eserler'de: "Halife, Sultan, Ulu'l-emr, Veliyy-ül Emir, Emir'el- Mü'minin, Devlet Başkanı ve İmam" kavramları, hep aynı mahiyeti beyan için kullanılmışlardır. İbn-i Hümam "Kitabu'l- Müsayere" isimli eserinde : "--Mü'minlerin kendi içlerinden bir imam seçmelerinin sebebi, İslam'ın hükümlerini hakkı ile eda etmek içindir" diyerek önemli bir noktaya işaret etmektedir.
İmam Ebu Muin En Nesefi: " Üzerimizde İslam devlet başkanı olan imamı (Ulu'lemr'i) görmeden bir günün geçmesi caiz değildir. İmam, devlet başkanı olan halifedir. İmametin hak olduğunu kabul etmeyen kimse kafir olur. Çünkü dini hükümlerin bir kısmının farz olması, imamın varlığına bağlıdır. Cuma Namazı, Bayram Namazı ve yetimleri evlendirmek gibi... İmamı inkar eden farzları inkar etmiş olur. Farzları inkar eden de kafir olur." hükmünü zikreder." (81)
Ayrıca Bazı alimler : "
Zalim bir hükumdarın emrinde geçen altmış yıl, hükumdarsız geçen
tek bir geceden daha hayırlıdır." demişlerdir... "...Siyasi vekalet; en
küçük toplum birimine kadar, her yerde aynı öneme haizdir. Ebu Said El-Hudri
(r.a.)'den rivayet edildiğine göre Resül-i Ekrem (s.a.v.) : "-Üç
kişi sefere çıkarlarsa, mutlaka içlerinden birini emir (imam) Tayin etsinler."
(Sünen-i Ebi Davud-İst.1401, K.Cihad:80) emrini vermiştir." (82)
Selim akıl sahibi her mü'min, Resül-i Ekrem (sav)'in : " Dünyanın
ücra bir köşesinde de olsa, üç kişinin içlerinden birini kendilerine emir
(İmam) tayin etmeden yaşamaları helal olmaz."
mealindeki mübarek tesbitine uygun olarak amel etmek borcundadır."
(83)
12- Buhari, Müslim ve İbn Mace'nin ittifakla Ebu
Hureyre'den rivayet ettikleri bir hadiste Peygamber Efendimiz (sav) şöyle
buyurmuştur
:
"İsrail
oğulları zamanında onları peygamberler idare ederdi. Her ne zaman
bir peygamber vefat ederse onun yerine başka bir peygamber gelirdi. Hiç
şüphesiz benden sonra peygamber yoktur. Ancak HALİFELER olacaktır.
(Ümmeti bu devlet reisi olan halifeler idare eder)".
(84)
13-"İmam veya emire itaatin Peygambere itaat, Peygambere itaatin Allah'a itaat olduğu, İmama isyanın da aynı şekilde Peygambere ve Allah'a isyan olduğu açıklanmıştır. Ayrıca İmama itaat etmeyip CEMAATTEN ayrılmanın bir nevi cehalet ölümüyle ölmek olduğu BUHARİ ve MÜSLİM'de rivayet edilen hadislerde belirtilmiştir. Müslim'de bu manada zikredilen bir hadis şöyledir :
"Kim bey'at'siz olarak ölürse cehalet ölümüyle ölür" (85)14-"Kim zamanının imamını tanımadan ölürse bir nevi cehalet ölümüyle ölür." Fukahadan; Ayni, "cehalet ölümüyle ölür demekle kafir olur manasının kastedilmediğini" belirtmektedir. (86)
15-"Abdullah b. Mes'ud (r.a.) demiştir ki : "Ey insanlar! Sizin taat ve CEMAATA sarılmanız gerekir. Çünkü onlar, Allah'ın kendisine sarılmanızı emrettiği ipidir. Hiç şüphesiz CEMAAT ve TAAT içinde hoşunuza gitmeyen şeyler, ayrılık halindeki güzel bulduğunuz şeylerden daha hayırlıdır." (88)
16-Rasulullah (s.a.v.) buyurmuştur ki : "Sizin CEMAAT (halinde olmanız) gerekir. Şüphesiz şeytan, tek kalanla beraberdir; (onu kolayca etkileyip, kalbine vesvese verir). İki (hayır ehli) kişiden ise; çok uzakta durur. Kim iman selameti ile ölüp, cennette olmak istiyorsa; (takva üzere kurulan) CEMAATA yapışsın."...
17-"Şüphesiz Allahü Teala (c.c), Ümmetimi dalalet (sapık fikir ve fitne) üzerinde bir araya getirmez. Allah'ın eli (rahmet ve desteği) CEMAATLE birliktedir. Kim (hak üzere giden) CEMAATTEN ayrılırsa ateşe gider." (89)
18- Diğer bir hadis-i şerif'te, İslam Cemaatinden ayrılanın durumu şöyle anlatılmaktadır : " Kim (Kur'an ve Sünnet üzere giden) CEMAATTAN bir karış ayrılırsa; boynundan İslam bağını çıkarmış olur." (90)
19-Rasulullah (s.a.v.) buyurmuştur ki : "Kurdun sürüden ayrılan koyunu kaptığı gibi, şeytan da (cemaattan ayrılan) insanı kapar. Bölünüp dağılmaktan (guruplara) ayrılmaktan sakınınız. Size (Allah için) CEMAATA sarılmanız ve (hak üzere giden ) çoğunluğa katılmanız gerekir." (91)
Meşhur Müfessir Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır (rh.a.) "Allah'ın ipine toptan, sımsıkı sarılın" ayetini açıklarken, şu kıymetli açıklamalarda bulunmuştur : "...Ben kendi başıma, yalnızca dinimi, imanımı koruyabilirim" demek tehlikelidir. Kendi başına kalan fertlerin, iman ve İslam üzere, hüsn-i hatime ile ahirete gidebilmesi şüpheli olur. Ferd zorlama ve baskı altında her şeyini kaybedebilir. Çünkü (hadis-i şerif'te belirtildiği gibi) : "Allah'ın eli (rahmet ve desteği Hakk üzere giden) CEMAATLA birliktedir." Ve dinin dünyada en büyük feyzi de bu toplumun kuruluşundadır..." (92)
M. Hamdi Yazır (rh.a) hocaefendi, mevcut hastalığımızın teşhisi koymuş ve mührünü şu şekilde vurmuştur:
"Gel seninle konuşalım. Günahlarımızı bir gözden geçirelim. Felaketimizin başı olan günahı bulalım, ona göre tevbemize başlayalım, Hak'dan ecir isteyelim.
Ey
müslüman! Lafım sana olmasaydı günahın
başında imansızlığı sayardım. Lakin ben
seninle konuşuyorum. Senin, benim günahımızdan
bahsediyorum. Şimdi sana bütün imanla
söylerim ki,
günahımızın başı CEMAATSİZLİKTİR.
Seni beni
ahlaksız eden, yardımsız, kuvvetsiz bırakan,
büyük büyük amellerden, emellerden
alıkoyan, heva ve hevesine kaptırıp da
sefahetlere, rezaletlere garkeden, Allahu
Teala'yı unutturup, şuna buna boyun
eğdiren
CEMAATSİZLİKTİR."
(93)
Sonuç olarak şunu söyleyebiliriz :
"İbn-i Nüceym'in
"El-Bahrü'r Raik", İbn-i Hümam'ın "Fethü'l-Kadir" ve İbn-i Abidin'in
"Reddü'l-Muhtar"
isimli
kıymetli eserlerinde, gayr-i müslimlerin
istilasına uğrayan ülke insanları için (İspanya örnek verilerek) şu tavsiyede
bulunulmuştur : "--Orada
müslümanlar mahkum durumda, gayr-i müslimler ise hakim
durumdadırlar. Bu durumda ne yapılmalıdır?
(Cevap) Gerekli olan müslümanlara aralarından birine İmamet (Harp emiri) görevini vermeleridir. Hepsinin onda ittifak etmeleri VACİP'tir. Seçtikleri bu kimse, KADI tayin eder. Böylece kendi aralarında vuku bulan hadiselerin (ihtilafların) mahkemeye intikali sağlanır. Yine buralarda kendilerine Cum'a namazı kıldıracak bir imam nasbederler."
İbn Abidin : "İnsanın mutmain olduğu ve kabul edebileceği görüş de bu olsa gerektir. Bu görüş istikametinde amel edilmelidir." diyerek Ulemanın kavlini dile getirmiştir." (94)
Yazdıklarımızın hemen hemen hepsi; Başta Kur'an-ı Kerim, sonra Kainatın ve bizim Efendimiz Hz. Muhammed (sav)'in hadis-i şerifleri ve İslam Alimlerinin kaleme aldığı muteber fıkıh kitaplarından alınarak nakledilmeye çalışılmıştır. Bu hüzünlü vede dramatik tablo karşısında mü'minlere düşen en güzel inanç ve amel "İşittik ve itaat ettik" demeleridir.
Yani, İslam'a teslim olmalarıdır. Allah (cc)'ın rızasını kazanmak isteyen müttaki mü'minlerin salih amel peşinde koşmaları şarttır. Salih amel sahih imana dayanır. Sahih imanı olmayan bir insanın hiçbir ameli makbul değildir. Dünyaya imtihan için geldiğimizi asla unutmamalıyız. Allah (cc) rızası için yapacağımız ibadetlerimizde nefsimize uyup, bahaneler aramayalım. İşte bu noktada Cahiliye ölümünü de dikkate alarak diyebiliriz ki; Müslümanların; "İslam Cemaati"ni oluşturmadan yaşamaları caiz değildir. Çünkü İslam dini CEMAAT dinidir, Cemaatla yaşanır.
Onun içindir ki; İslam'ın ikinci halifesi Hz. Ömer (r.a.)'ın şu mübarek tesbitini aktarmak istiyorum :
"Muhakkak ki İslam İslam olamaz, CEMAAT olmadıkça. Cemaat cemaat olamaz, emir olmadıkça. Emir emir olamaz, ona itaat (Bey'at) olmadıkça." (95)Üstad Bediüzzaman Said-i Kürdi (Rh.a) hazretleri boşuna mı demişti : "Zaman, CEMAAT olma zamanıdır." Tabi bu gerçeği vurgularken diğer taraftan tarikat gerçeğini inkar ettiği anlamı çıkarılmamalıdır. Şu anda anın vacibi olarak elzem olanın cemaat olduğu vurgulanmıştır. Zaten cemaat olmadan tarikatın olması çok anlamsızdır. Öyleyse mü'minler; hem Cahiliye yaşantısından, hem de cahiliye ölümünden Allah (c.c.)'a sığınarak hiç vakit geçirmeden derhal "İslam Cemaatini" oluşturmalıdırlar... Bu da mümkün olamazsa bütün mesailerini; bu amelin gerçekleşebilmesi için harcayarak Cahiliyye ölümü üzere ölmekten kurtulmaya çalışmalıdırlar.
"İslami Hareketin Mahiyeti" adlı kitabın; Müslümanlarının içine düştüğü girdapta, sapla samanın birbirine karıştırıldığı böyle bir zamanda kaleme alınmış olması zaruret haline gelmiş olmasındandır. Dünyanın çeşitli beldelerinde ve çeşitli bölgelerinde yaşayan müslümanlar yalnız kendilerinin İslami bir gurup olduklarını veya İslam’i bir cemaat olduklarını ve hem de İslam’ı yalnız kendilerinin temsil ettiklerini, dolayısıyla diğer cemaatlerin İslami cemaatlar olmadıklarını, batıl yolda olduklarını, hatta biraz daha ileri giderek küfürde ve şirkte olduklarını iddia eder olmuşlardır!!! Oysa bir hareketin veya bir gurubun veya bir cemaatin İslami olup olmadığı, İslami olması için hangi şartları taşımaları gerektiği üzerinde fazla kafa yormadıkları bir vakıadır. Maalesef günümüzde; “İslami cemaat nasıl oluşur, hangi şartları taşıması gerekir? Rükünleri nelerdir?” gibi suallerin cevapları Ehl-i Sünnet kaynaklarında aranarak verilmiş değildir. Mesela mescitlerde herhangi bir vaktin namazını eda edebilmek için bir araya gelen Müslümanların bir cemaat oluşturabilmeleri için bir imama uymuş olmaları şarttır. O müslümanların “Cemaat olduk ve cemaatle namaz kıldık” diyebilmeleri için önlerinde mutlaka bir imamlarının bulunması şarttır. İmama uymuş, imama bağlanmış olmak için de ilgili Müslümanların samimi bir niyetle imama uymaları şarttır. “İslam cemaati” olduklarını söyleyen cemaatlerinde aynen böyle olması şarttır. İşte tanıtacağımız bu kitapta aklınıza gelebilecek bu konularla ilgili her türlü sorunun cevabını burada bulabileceğinizi söylememiz mümkündür. Kitabın önemi hem özellikle seçilmiş olan konusundan, hem de yazarının konulara hakim bir otorite oluşundan neşet etmiştir. Hemen şu hususu da belirtelim ki, bu kitap “Misak mecmuasının” abonelerine ücretsiz olarak dağıtmış olduğu hediye bir kitaptır. (.....) Bir cemaate “İslam’i cemaat” denilebilmesi için zaruri yapı çok ince noktalarına kadar izah edilmiştir. Kaza sistemini oluşturmayan hareketlerin hiçbirisinin İslam’i hareket olamayacaklarını ancak ve ancak “İslam yanlısı hareketler” olabilecekleri beyan edilmiştir. Bu kıymetli eser okunduğu zaman Medine'yi arzu eden mü’min kardeşlerimizin önce Mekke’lerini kurmaları gerektiği ayan beyan ortaya çıkmaktadır. "
Heyhat!!! Gel görki; anın vacibi olarak ihya edilmesi gereken adı geçen bu farzın ihmalinde Ümmetin tümü mes'uliyet altında inim inim inlemektedir... Kendilerini Ümmetin uleması, fukahası, sülehası, üstadı, meşayihi, lideri, önderi, Mehdisi, Mesihi, halifesi makamında zanneden tüm seçkinler bu vebalin altında olduklarını bilmelidirler!!! Zira inancımıza göre İslam'ı en güzel bilen ve en güzel yaşayanlar onlardır... Zira, Allahü Teala (cc)'dan en çok korkanlar onlardır... Yahut öyle olmak mecburiyetindedirler... Bu vebal önce onları; daha sonra sıradan diğer insanları ilgilendirmektedir... Eğer bu amelin terkinden dolayı Cehenneme girme sözkonusu ise; önce yukarıda saydığımız bu seçkin zümrenin girmesi gerekecektir!!!
Sahih imana sahip olan her mükellef kendi liderini, önderini, emirini, imamını, üstadını, ağabeyini, şeyhini, mehdisini, mesihini, parti başkanını, dernek başkanını, vakıf başkanını vb. herneyi varsa Allah (cc) rızası için usul-ü dairesinde uyarmalı, bu gidişin nereye olduğunu mutlaka ama mutlaka sormalı, hesap vermeye davet etmelidir !!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!
Yoksa bu karanlık gecenin nurlu sabahı unutulmalıdır.......Allahü Teala (cc)'ya emanet olunuz... Nizameddin DEMİR
KAYNAKLAR
62-Kur 'an-ı Kerim, Al-i İmran Suresi, ayet:103
63-Kur 'an-ı Kerim, en-Nisa, Ayet:59
64-Kur 'an-ı Kerim, Al-i İmran Suresi, Ayet:104
65-Kur 'an-ı Kerim, el-Fetih Suresi, Ayet:10
66-Kur 'an-ı Kerim, el-Fetih:18
67-Kur 'an-ı Kerim, el-Mümtehine:12
68-Kur 'an-ı Kerim, es-Saffat Suresi:1
69-Dr.Hasan GÜMÜŞOĞLU, İslam'da İmamet ve Hilafet , sh: 296. Kay. Yay. İst. 1999. Buhari, Ahkam, 4--Müslim, İmare,8.
70-Kur 'an- ı Kerim, En Nisa Suresi:59. Yusuf KERİMOĞLU, Fıkhi Meseleler, C/1, sh:166-167.Ölçü Yay.İst.
71-Buhari, Ahkam 4. Müslim, el-İmare,581851
72-Kur 'an- ı Kerim, Nahl Suresi:120
73-Said HAVVA, El-Esas Fi's-Sünne, İslam Akaidi, c/8, sh:93-114. Aksa Yayın Paz. 1992-İst.
74-Buhari, Ahkam 4,Ezan 54,56
75-Buhari, Ahkam 1,Cihad 109. Müslim, İmamet 33 . Nesai,Bey'at 27
76-Buhari, Ahkam 4. Müslim, İmaret 53. Nesai,Tahrim 28. İbnu Mace, Fiten 7.
77-İbrahim CANAN, K.Sitte,C/6. sh:435-440. Akçağ Paz.1995. Ankara.
78-İsmail ÇETİN. Cemaat, sh:31. Dilara Yay. 1990.Isparta.
79-İsmail ÇETİN, Cemaat, sh:40.Dilara Yay. 1990.Isparta.
80-Sahih-i Müslim, C/21478.Had.No:1851. Ayrıca Sahih-i Buhari, K. Ahkam, C/8,sh: 105.
81-Yusuf KERİMOĞLU, Fıkhi Meseleler, C/1,sh:299.
82-Yusuf KERİMOĞLU, İslami Har. Mahiyeti, sh:95.
83-Yusuf KERİMOĞLU, Devlet ve Siyaset, sh:290. Misak Yay.Ankara,1995.
84-Dr.Hasan GÜMÜŞOĞLU, İslam'da İmamet ve Hilafet, sh:29-30. Kayıhan Yay. İst.1999. Buhari, "Enbiya", 50. Müslim, "İmare", 44. İbn Mace, "Cihad", 42.
85-Dr.Hasan Gümüşoğlu,a .g.e,sh:32, Müslim, "İmare",58.
86-Dr.Hasan Gümüşoğlu, a.g.e, sh:33, er- Razi, el-Mesailü'l-Hamsin fi usuli'd-din, sh:71, Nesefi, Ebü'l-Muin, Tebsiratü'l-edille,11,824.
87-Dr.Hasan Gümüşoğlu, a.g.e. sh:291, Müslim, "İmare",10.
88-İmam Taberi, Camiu'l-Beyan, 1V,32.
89-Tirmizi, Fiten, Tabarani, el-Mu'cemu'l-Kebir, xv,239.
90-İmam Ahmed, Müsned,V,180; Ebu Davut, Sünnet,27,(No:3758).
91-İmam Ahmed, Müsned,V,243; Tebrizi, Mişkatu'l-Mesabih, el-İ'tisam bi'l-Kitab,45 (No:184) ( Dilaver Selvi,İntisab ve Cemaat, sh:131-134. Umran Yay.İst.1995.
92-E.Hamdi Yazır, Hak Dini Kur'an Dili, 2/405- 406.
93-M. ÇELİK, Müslümanın Din Disiplini/ Amentü Hukuku, sh:52. Misak Yay.2002-Ankara. M. Hamdi Yazır, Ceride-i İlmiyye, Sayı:41, sh:1208, İst/1337.
94-Yusuf KERİMOĞLU, Emanet ve Ehliyet (İslam İlmihali), C/2, sh:376. Misak Yay.İst-1985.
95-Yusuf KERİMOĞLU, İslami Har. Mahiyeti. sh:85.Misak Yay.Ank.1996. Sünen-i Darimi, İst. 1401 Çağrı Yay. Sh:79. Mukaddeme 26.
Abdullah AZİZ