BATINİYYE ve BATINİLİK
Akaid ulemasından Abdulkahir el-Bağdadi (Rh.a.) bu fırkalar hakkında şu bilgileri vermiştir: "Allah size mutluluklar versin, şunu bilin ki, Batıniyye fırkalarının, müslüman kitlelere zararı, Yahudilerin, Hıristiyanların ve Mecusilerin zararlarından daha fazla olmuştur. Hatta dehriyye (ateistler-komünistler) gurubu ile onların dışında kalan çeşitli küfür tabakalarının zararlarından da fazla olduğunu söyleyebiliriz. Batıniler belki Muhammed ümmetine, ahir zamanda çıkacağı bildirilen Deccal'in verebileceği zarardan da fazla zarar vermişlerdir.
Çünkü Batıniyye'nin ortaya çıktığı tarihten günümüze kadar, Batınilerin çağrılarına kanarak sapıklığa düşenlerin sayısı, Deccal'in saptıracaklarının sayısından fazladır. Zira haberde bildirildiğine göre Deccal'in fitnesi kırk günden fazla sürmeyecektir. Batınilerin rezillikleri ise kum ve zift miktarından daha fazladır."
Batıni fırkaların tümünün üzerinde birleştikleri temel ilkeleri, Kur'an-ı Kerim'in zahiri, anlamından başka, bu anlama tamamıyla ters bir anlamının olduğuna inanmalarıdır. Birde Tenasüh inancına sahip olmalarıdır. Bu inançlarından dolayıdır ki; Batıniliğin , Hinduizmden ve Budizm'den alınmış olduklarında şüphe yoktur.
(Prof. A. ŞEYBE, Çağdaş Dünya Mezhepleri, sh:44) Batıniyye
Fırkalarının birkısmı:
1- Nusayriler
2- İsmaililer
3- Dürziler (S.Havva, El Esas Fissünne, c/8,sh:23)
4 -İbahiyye
5- Rufaiyye
6- Mütecahile
7- Mekasile (Ali NAR, Akaid Risaleleri, sh:41)
8- Sofiyye
9- Hubbiyye
10- Evliyaiyye
11- Hululiyye
12- Huriye'ye
13- Vakıfiyye (Muhammed Pezdevi, Ehl-i Sünnet Akaidi, sh:363-364)
14- Karamita (Haşşaşun)
15- Saibiye
16- Mübarekiye A. AZİZ
BATINİLİK - BATINİYYE
Kur'an ve hadislerdeki her zahiri, açık hükmün bir de bâtını, iç yüzü, herkesin anlayamayacağı gizli tarafı olduğunu ve Kur'an ile hadislerin ancak tevil (yorumlama) ile anlaşılabileceğini iddia eden fırkalara ilk asırlardan itibaren toptan verilen isimdir. Bunlar kendilerinin Şia'ya mensup olduklarını iddia ederlerse de, İslâm bilginleri tarafından İslâm dışı kabul edilmiştir. Bâtınîlere, muhtelif vesileler ile verilmiş isimler şunlardır; Karâmıta, Sâibiye, İsmâiliye, Mübarekiye, Bâbekiye.
Bunlar ayet ve hadîslerdeki zahir (ilk bakışta anlaşılan) manaların kabuk teşkil ettiğini; asıl maksadın, bunların özü olan bâtınî manaların olduğunu söylerler. Onlara göre zahirî manaları halk tabakası anlar. Bâtınî manaları ise kendilerince kabul edilen masum imamlar bilir. Ayet ve Hadislerin zahir manalarına tutunup kalan; kayıtlar ve sorumluluklar altında kalmış olur. Fakat bunların bâtınî manalarını anlayabilenler, bu kayıt ve sorumluluklardan kurtulmuş olurlar. Bunlara göre namazın manası imama dua etmek; zekâtın manası kabiliyetli olanları ilme teşvik etmek; orucun manası, zahir ehlinden ilmi saklamak; haccın manası, ilmi talep etmek guslûn manası ahdi yenilemektir.
Tohumu İbn Sebe tarafından atılmış olup Abbasîler'den Mu'tasım zamanında yaşayan Ahvazlı Meymun tarafından filizlendirilen Bâtıniyye mezhebine ilk defa Muhammed Ali Berkâî, H. 255 yılında takiyyeyi terk ederek alenen davet etti: Bâtınîliğe, hakikatlerin sadece masum imamın öğretmesi ve telkiniyle öğrenileceğine inandıkları için, "Ta'lîmiyye"; haram olan şeylerden kaçınmadıkları ve farzları yerine getirmedikleri için "ibâhiyye"; içlerinde Allah ve Peygamberi inkâr edenlere "Melâhide"; Cafer-i Sadık'ın oğlu İsmail'i babasından sonra imam tanıdıkları için "İsmâiliyye"; kurucularından Hamdan Karâmıt'a uydukları için "Karâmita"* uyuşturucu olarak haşhaş kullandıkları için "Haşşâşûn" da denilmiştir.
Bâtınîliğin isimlerinden biri de "Seb'iyye"dir. Seb'iyye, yedi sistemini benimseyenler demektir. Onlara göre, Adem, Nuh, İbrahim, Musa, İsa, Muhammed ve Muhammed Mehdi yedi natık (konuşan) dır. Bunların ikisi arasında yedi imam bulunur. Bunlar ilk peygamberlerin şeriatını tamamlarlar. Madde alemini yedi gezegen idare eder.
Davet usûlleri:
1- İmam: Bilgileri doğrudan doğruya Allah'tan alır.
2- Hüccet: İmamın ilmini yüklenmiş olan kimsedir.
3- Zû Masse: Çocuğun anasının sütünü emdiği gibi, ilmini Hüccet'ten emen kimsedir.
4- Ebvâb: Bunlar daî (misyoner) lerdir. Bu rütbeye ulaşanlara Dâî-i Ekber de denir.
5- Dâî-i Me'zun: Zahir ehlinden bu mezhebe girmek isteyenleri kabul eder, bu hususta gereken şeyleri yapar.
6- Mükelleb: Av köpeğinin çalılıklar arasında avını araştırması gibi, zahir ehli arasına sokulup daveti kabul etmeye müsait olanları bir takım sözlerle kandırıp Dâî-i, Me'zun'a götüren kimsedir.
7- Mü'min: Bâtınîliğe inanan kimsedir. Bâtınîliğin hileleri: Bâtınîliğe mensup olan dâîler insanlan kendi mezheplerine davet ederken, onları kandırmak için dokuz basamaklı bir taktik uygularlar. Bunlara batınîliğin hileleri denir. Kısaca şöyledir: 1-Dâî, mezhebine davet edeceği kimseleri çok iyi teşhis etmeli, bu işe müsait olmayanlarla uğraşmamalıdır. Bunun için insanları tanıma kabiliyeti olmalıdır.
2- Daî kendisini, mezhebine davet ettiği kimselere sevdirmeli, onların dostluk ve itimatlarını kazanmalıdır. Onları dindarlığına inandırmalıdır.
3- Dâî, telkinde bulunduğu kimselere, kendilerini şüpheye düşürmek için cevap veremeyecekleri bazı sorular sorar. Meselâ, kadınlar adet günlerindeki namazlarını kaza ederler de oruçları niçin kaza etmezler? insandan meni gelince yıkanılır da idrar gelince niçin yıkanılmaz? Sabah namazı iki rekat olduğu halde akşam namazı niçin üç rekattır? vb.
4- Dâî, yukarıdakine benzer sorularla telkinde bulunduğu kimsede şüphe ve merak uyandırdıktan sonra, onun sorularına hemen cevap vermez, istek ve merakının derecesini ölçmek için onu bir müddet oyalar. Durumunu uygun görürse, sırları kimseye açıklamayacağına dair söz alır, bu işin yeminsiz olmayacağını söyler.
5- Kendisine söylenecek sırları zahir ehlinden hiç kimseye söylemeyeceğine dair çok ağır yemin alır.
6- Yeminden sonra bile sırları birden söylemez. Gerçeklerin çok ince ve gizli olduğunu bildirir. Bunların akıl ile değil Ehl-i Beyti seven gerçek ilim adamlarından öğrenileceğini bildirir.
7- Dâî, muhatabına ilk bakışta yadırgamayacağı bazı fikirler telkin eder. "Zahir kabuk, bâtın özdür." "Zahir sembol, bâtın maksut olan manadır." gibi.
8- Dini mükellefiyetleri kaldırma. Dini hükümlerden maksat onların bâtınî manalarını anlamaktır. Bâtını öğrendikten sonra dinin hiç bir kıymeti yoktur, gibi sözlerle bazı dini mükellefiyetler kaldırılır.
9- İtikattan sıyrılma. Yukarıdaki dereceleri atlayan kişi bütün dini yükümlülüklerden kurtulmuş olur. Artık kendisine bütün haramlar helâl kılınmış olur. Bâtınîlik fikirleri eski Yunan, İran ve Hind düşüncesinden kaynaklanmış, en azından bunların tesirinde kalmıştır. İslâm'a bağlı oldukları iddiasında bulunmakla beraber müslümanlar arasında imansızlığı ve her türlü kötülüğü yayan bu bâtıl mezhep bağlılarının gayesi insanları saptırmaktır. Allahü Teâlâ'yı, İslâmî hükümleri inkâr edip Allah'a iman edenleri, Şerîata ve İslâm'a bağlı olanları alaya ve hafife almak onların prensiplerindendir. Gayeleri halkı İslâm kisvesi altında Mecusiliğe davet etmektir. (İzmirli İsmail Hakkı, Yeni îlm-i Kelâm, Evkaf-ı İslâmiyye Matbaası 1339-1341, 161). Durak PUSMAZ
![]()