İSLAM’A   MENSUP  OLMADIKLARI   HALDE   İSLAM’A

 NİSBET    EDİLEN  FIRKALAR

   Muhammed ümmetinden Çıkmış olmalarına rağmen, görünüşte İslam’a mensup olan  Fırkaların sayısı yirmidir (20).  Adları şöyledir:

                    1-Sebeiyye             2-Beyaniyye 

                    3-Harbiyye             4-Muğiriyye

                    5-Mansuriyye         6-Cenahiyye

                    7-Hattabiyye  :   Bu  fırka  kendi  içinde  Beşe  (5)  ayrılır.

                    8-Gurabiyye

                    9-Mufavvıdiyye:  Bu  fırka  kendi  içinde Üçe (3) ayrılır.

                  10-Hululiyye   :  Bu  fırka  kendi  içinde On bire ayrılır.  

               Hululiyye Fırkaları:

                    1-Sebeiyye          2-Beyaniyye  

                   3-Cenahiyye         4-Hattabiyye 

                   5-Şuray’iyye         6-Nemiriyye  

                   7-Rizamiyye         8-Mukannaiyye  

                   9-Hulmaniyye     10-Hallaciyye

                  11-Azafira :   Hululiyye  fırkaları  burada  bitti.  Devam  edelim:

 

             11- Ashabu't-Tenasuh    12- Habitıyye

             13- Himariyye                14- Mukannaiyye   

             15- Huzamiyye               16- Yezidiyye

             17- Meymuniyye            18- Batıniyye   

             19- Hallaciyye                20- Azafiriyye

             21- Ashab-u îbaha      Bu fırkada kendi içinde ikiye (2) ayrılır. 257--

     Yukarıda özet  olarak  açıklamaya  çalıştığımız  fırkalar, Müslüman  olmadıkları  halde  kendilerini  İslam'a  nisbet  eden  Ehl-i Bid'at   fırkalarıdır. Biz çok kısa ve öz vermeye çalıştığımız halde bu kadar uzaya bildi. Elbette daha nice sapık fırkalar vardır. Arzu eden kardeşlerimiz ilgili kaynaklardan daha fazlasını ve ilgili sapık fırkaların görüşlerini de öğrenebilirler. Bu fırkaların yazılmasını niçin  arzu ettik ?  Kendilerini  şia  zanneden  bir   takım  aldatılmış   kardeşlerimizin  içine  düştükleri acaip durumu gözler  önüne sermek  için!!! 

       Şia'nın nice kollarını gördük.  Öyleyse  hazırcılık  yok.   Biraz   terleyelim. Araştıralım. Gitmek  istediğimiz yolu tanımaya  çalışalım.  Ehl-i  Sünnet  denilince  zatürreye  tutulanlar, yahut bu kadar da mezhebe ne lüzum var?  diyenler,  veya  Ümmeti  bölmüş  parçalamışlar diyenler, Ehl-i bid'at  fırkaların  toplamını bir kez olsun oturup saymışlar mıdır?  Uyduklarını  zannettikleri fırka  bu  bid'at  fırkaları  içerisinden    hangisidir?  Kaç  kişi  bulabilecek?   İkiye, dörde tahammül  edemeyenlere  gözlerini  açmalarını  tavsiye  ediyoruz.  Bu kadar izahtan sonra artık  Ehl-i Bid'at fırkalardan Ehl-i Şia'nın bir takım görüşlerini,  doğuş şeklini açıklamaya geçebiliriz.  Yukarıda da  açıklamaya  çalıştığımız gibi Bid'at fırkalarının bir kısmı İslâm ümmeti  dışına  çıkmışlardır.   Bir kısmı ise Bid'at ehli  olmakla  birlikte  yine   îslâm ümmetinin  birer  parçasıdırlar. 

   Yalnız şu hususu da hatırlatalım. İslâm ümmeti  dışına  çıkmayan fırkalardan Mu'tezile fırkasını ele alırsak; bu fırkanın  tüm  kolları için  aynı  şeyi  söyleyemeyiz. Zira bu fırkanın küfre  düşen  kolları  vardır.   Yine  Haricileri ele alalım.  Bu fırkanın küfre düşen kolları vardır.   Şia  içinde  aynı  şeyi  söyleyebiliriz.   Zira   küfre düşen kolları vardır. Şia'nın doğuşu ve görüşü ile ilgili açıklamalara geçmeden önce birkaç hususa parmak basmakta fayda görmekteyiz.

    Samimiyetine  inandığımız  Ehl-i  bid'a  inancındaki  bazı   Müslümanlar,  şöyle diyebilirler:  "Dünya   Müslümanları ezilirken,  kimlikleri  ellerinden  alınırken,  namusları kirletilirken bu zulümleri  yapan Ehl-i küfre  karşı  kalem  kullanmıyorsunuz da;  niçin  bid'at  ehline karşı kalem kullanıyorsunuz? Müslümanlara karşı mücadele veriyorsunuz. Bu mu Ehl-i sünnet Müslümanlığı?" Üzerinde yaşadığımız  topraklar da ve diğer İslâm topraklarında  bilinçli  bir  şekilde  şia  akidesi  tebliği  yapılmakta   ve  yaptırılmaktadır. Ehl-i sünnet akidesine   karşı sinsi ve gizli bir karalama savaşına   çıkılmaktadır.   Biz  bu  tür  faaliyetleri  yer yer  ve  zaman  zaman   çok  açık  bir  şekilde  görmekteyiz de.  Bize karşı samimiyetlerinden  şüphe  etmediğimiz  bazı   kardeşlerimiz  ise  böyle bir  hastalığın farkında  bile  değillerdir!   Bu  gerçeği  kabule bile yanaşmıyorlar. "Bunu da nerden çıkarıyorsunuz?" diyorlar.  Bu  gerçeği  biz mi  çıkarıyoruz?   Hayır!  Bizzat  inkılâbın  önderi  diyor. Siz ister  kabul  edin ister etmeyin.  Hakikat  bu.  Bu  önder  inancını  tüm  müslümanlara   ulaştırmak,  yaymak  istediğini  haykırıyor: "Şia  mezhebinin  sıfırdan  başladığını,  esaslarını Peygamber-î Ekrem'in  beyan  buyurduğu. ... .bu gün  iki yüz  milyon (200.000. 000.)   Şii' inin   yer  yüzünde  mevcut  olduğunu" söylüyor.  258--

      Evet şii-sünni diye  bölücülüğü   bizzat   inkılâb  önderi  yaptığı  halde,  bir  takım  kardeşlerimiz  halâ Ehl-i sünnet mü'minleri suçlamaktadırlar. Bu sözler ve düşünceler karşısında  yine  diyebilir misiniz ki:   "Ne şiisi-sünnisi,  Nereden  çıkarıyorsunuz bunları?"  Hem İslam  birliğinden  dem vuracaksınız,  hem de  Anayasanızın 12. maddesinde Caferi mezhebinin  resmi  mezheb  olduğunu,   bu maddenin de  kıyamete  kadar değiştirilemeyeceğini  yazacaksınız!  Güldürmeyin  insanları!   Biraz  samimi,  güven verici  vede  biraz  ciddi olun.  Bu gerçekleri  göremeyen  samimi  kardeşlerimiz de kalkıp  Hz. Muhammed (sav) 'in,  Ashabının yolunda giden  mü'minleri taassupçulukla suçlayacaklar. Tarih  boyunca   bu  hep  böyle olmuştur.   Haklı  gibi  gözüken  masumane    çıkışlar,  ama hazin   sonuçlar!     Ehl-i sünnet  akaidi adına kalbinde,  kafasında bir bilgisi olmayan bu kardeşlerimizin  ihmal ettikleri bu boşluğa şia akidesi  doldurulmaya  çalışılıyor.  Şu hususu da hemen  belirtelim ki;  aldatılmış bu tür  samimi kardeşlerimiz  tam  anlamıyla  ne  itikadi,  ne de ameli konularda hiç bir düşünceye,  hiç bir mezhebe  bağlı  değillerdir.   Biz bunun da farkındayız.  Kardeşlerimiz bu konuda da henüz net bir düşünceye sahip değillerdir. Gençlik heyecanı  ile hareket ettiklerinin farkında bile değillerdir.  Bu  hastalığa  yakalanan  insanlara  baktığınızda   ütopyalar  aleminde   uçuştuklarını  görürsünüz.  Bundan  sonra bahsedeceklerimiz   Şia ile alakalı olacaktır.    Burada  bazı   gerçekleri   açıklarken tarihi Şia'dan  bahsedeceğiz.  Yani  kaynaklardaki  Ehl-i şia'dan bahsedeceğiz. Şia motifleriyle süslenmiş  kafalara  sahip kardeşlerimiz, açıklayacağımız bu gerçekler karşısında: "Siz cahil  halkın  görüş  ve  inançlarını  yazıyorsunuz.  Ölçü  olarak  bilgisiz  halkı  alıyorsunuz.  Ona göre hüküm yürütüyorsunuz. Bu da büyük bir yanılgı ve haksızlıktır." dememeleri  için  kendi  kaynaklarını  vereceğiz.

    En büyük alimlerinin, hadis alimlerinin,  itibar  ettikleri  alimlerinin görüşlerini nakletmeye çalışacağız.  Biz  onların  kendi  kısır  mantık  döngüleriyle  Ehl-i  Sünnet  ulemayı  suçladıkları gibi yapmayacağız.  Bunu  asla  kabul  edemeyiz.   Bu zulümdür.  Zira kendileri Günümüzdeki    Ehl-i Sünnetim diyen insanları göz  önüne  alarak  "İşte  Ehl-i Sünnet budur." demektedirler.  Bir ilim ehli  bu  gibilere şöyle  bir  cevap  vermiştir :  "Tağuti güçlerin istilasına uğrayan İslâm  topraklarında  "Ehl-i sünnet mü'minler,  meselelerini açıkça ortaya koyamıyorlar.  Bunun  sebepleri  ve  bu tutumun doğru veya yanlışlığı ayrıca tartışılabilir.   İstila  kültürü sebebiyle kalbleri ve zihinleri  darmadağın edilmiş  kitlelere  bakıp "İşte ehl-i sünnet budur" demek  tam  bir  düzenbazlıktır."  259---

   Biz  kaynakları  konuşturacağız. Ayrıca  bu meselelerin  yeni  çıkarıldığı sanılmamalıdır. "Bu  ikiliği (Sünni-Şia) kaldıralım diyenler, bir yumruk olalım" diyenler olabilir. Bunu  diyenler  samimi de olabilirler.  Böyle  demekte  haklı  olanlar da olabilir.     Tarihi  gelişim    süreci  içinde bu tür samimi temenniler olmuştur.  Ancak  bu  iyi  niyet temenniler  birer  temenni  olmaktan ileri  geçememiştir.  Konuya ışık tutması   açısından şöyle  bir  misal  verelim.  Madem tek  bir  ümmet  tek  bir  devlet  olmayı  istiyorsunuz. "Anayasanızın 12.maddesini kaldırın."  Eğer  Anayasanız   İslam   anayasası,  devletiniz de eğer  İslâm devleti  ise; Anayasanız    olsun  ümmetin anayasası,  devletinizde  olsun  ümmetin  devleti!!!    Yani  bu madde kaldırılsa, siz ümmet olmaktan çıkar mısınız?  Veya  bu  anayasa  İslâm anayasası olmaktan çıkar mı?   Bu  yalnız  bir  misal.      Ehl-i  şianın  tarih  boyunca  yaptıklarını  biz  hep böyle  görmeye çalıştık. Ancak en ufak bir değişiklik  göremedik. Olamaz da. Gündeme getirilir. Taraflar konuşurlar.  Birbirlerine  delillerini sunarlar.  Hepsi  o  kadar.  Hatta  şia'nın   kendi  görüşlerinin  hatalı  olduğunu,  Ehl-i sünnetin ise haklı olduğunu  alimler  heyeti   olarak kabul edildiği,  tasdik  edildiği   ve  zabt  altına  alındığı  halde  sonuç  yine  değişmemiştir.    Bu  bilgiler  Osmanlı  arşivlerinde  kayıtlıdır.  Neticede  ne  olmuştur?  Her kes kendi  inancını  sürdürerek  günümüze  kadar   gelmiştir.  İlim ehli,  zamanlarında gerekli araştırmaları yapmışlar, gerekli cevapları vermişlerdir.  Ancak yaşadığımız  şu  zamanda  ilim  ehlinin,   yayılmakta  olan  bid'at fırkalarına,  gereği  kadar  gerekli  cevapları  verdikleri  söylenemez. 

    Biz aylarca düşündükten sonra, kardeşlerimizin  ısrarları sonucun da böyle bir çalışmaya   karar  verdik. Ehl-i Sünnet alimlerinin görüşlerini,  yazdıklarını,  aktarmaya  çalıştık.  Bu çalışma  bize  çokta  ağır  geldi.  Bunu  bilerek  başladık.  O büyük  ulemanın   eserlerinden  büyük  destek  alarak  bu   çalışmayı  yaptık.    Bu  sebeplerden  dolayı  konu  ile  ilgili  kaynak  eserleri  ve  sayfalarını  vererek  siz  değerli  okuyucularımızı  ilgili  kaynaklara  götürmeye  çalıştık.   Buraya   alabildiklerimiz,  denizde bir damla  mesabesindedir. Gerçeği   öğrenmek isteyen  kardeşlerimizi  kaynaklara  davet  ediyoruz.  Elbette biz kardeşlerimiz  için   yazıyoruz.   Zira  yazmak  ve  açıklamak  mecburiyetini  hissettik.  Kardeşlerimizin  şüphelerini   gidermek  için  yazdık.  Kardeşlerimizin namazlarını kıldıklarını, oruçlarını  tuttuklarını,  hakk  bildiklerini  haykırdıklarını,  küfre  karşı  çıktıklarını,  Tevhid  ehli  olduklarını  da bilmekteyiz.   Ancak benimsedikleri  bir takım görüşler, inançlar kendilerinin bid'at  ehli  olmalarını   gerekli  kılmaktadır. 

     Bu  kardeşlerimiz bu  saplantıları  yüzünden  bid'at ehli olmaktan kurtulamıyorlar. Bizim üzüldüğümüz nokta burasıdır.   Görünürde  haklı olabilecekleri  tek  noktaları  şu olabilir. "Bu günkü  Şia  ile  tarihteki  Şia  arasında  fark  vardır.  Bu gün onlar  tarihi  şiilik  inançlarını kabul  etmiyorlar."   Haklı olabilecek tek çıkış  noktası  bu olabilir.  Bizde haklı olarak bu kardeşlerden  şunu   istiyoruz.  Bu  düşüncede  onlarda  sizin gibi samimi düşünüyorlarsa  laftan  ziyade  icraat  lazım  değil  midir?   Naib  makamındaki  Ayetullahlar  tarihi  Şiilik inançlarının aksine  kendi  yeni  görüşlerini  kaleme  alsın  ve  tüm  alem-i  İslam'a  ilan etsinler. Tevhidi düşüncelerini,  Akaidlerini,  ameli  pratiklerini  bir kitap halinde  arzetsinler.  O zaman biz onlara  halâ  tarihi  şia  diye  bakarsak   büyük   haksızlık  etmiş  oluruz. 

       Bu sözlerimiz hakiki Şia inancında olanlaradır.  Birde onlara  itaatli  olduklarını  söyleyenler vardır.  Asıl   meselemiz  bu  kardeşlerimizledir.  Yoksa  bizim  ehl-i  şia  ile  hiçbir  alıp  veremeyeceğimiz  yoktur.  Onların  inançları  ortada,  akaidleri ortada. Tüm akideleri  kitaplarda  yazılıdır.   İmam-ı  Cafer es-Sadık (rh.a)'a  atfettikleri  fıkıhları (!) ortada.  Genç  kardeşlerimizin  anlayamadıkları veya anlamaya yanaşmadıkları  husus  şudur: "İran'da  insanlar;  bir  müctehidi  taklid  etmenin  farz olduğuna,  kati olarak inanmışlardır. Çünkü onlara  göre;  Kur'an  ve  Sünneti  en  iyi  anlayan  ve  tatbik  eden  bir  Âyetullah'a bağlanmak  ilk  şarttır.   Hatta  bir kimse; ictihad şartlarına haiz  bir  müctehidi  taklid etmezse;   ömrü  boyunca  namaz   kılsa,  oruç  tutsa  ve  diğer  ibadetlerini  yerine  getirse, hepsi  batıldır,  geçersizdir."  260--

     Yukarıda Şia-imamiyesinin  müctehid  ve   mukallid  ilişkisine  bir  bakıp  Allah (cc)  rızası için azıcık düşünelim.  Onlar adına kraldan ziyade kralcı kesilenler, müctehid ulemayı  ve kaynakları silip  süpürenler hangi düşünceye kürek salladıklarının  farkında  mıdırlar? İnsaflı olalım, öleceğimizi,  hesap  vereceğimizi  unutmayalım. Onlar nerede, sizler neredesiniz? Onların kabul etmediği, reddettiği görüş ve düşünceleri onlar adına savunmak en büyük haksızlıktır.  Bazen duyuyoruz: İtikaden Şia, amelen Hanefi veya karma (telfik) mezheb sahiplerini.  Bu kardeşlerin  ilimleri yoksa, akl  edemiyor,   karanlık  bir  kuyuya  taş atıyorlarsa,  bunların  bu  hale  gelmesini   sağlayan  insanların suçu yok mu dersiniz? Kendi inançlarının, akidelerinin müsaade etmediği bir ameli, bir akideyi Ehl-i sünnet olan bir mü'minden  nasıl  isteyebilirsiniz?    Bu  davranış   şekli   zulüm  değil mi,  vebal  değil  mi?        Bu  hususların     yeniden  düşünülmesini   tavsiye  ediyoruz.       A. AZİZ