AKAİD---İTİKAT


  
 "Bu benim yolumdur; Allah’a bir basiret üzere davet ediyorum; ben ve bana uyanlar da... Allah’ı her türlü noksanlıktan tenzih ederim; ben müşriklerden değilim.” Bu benim dosdoğru yolumdur. Öyleyse ona uyun ve sizi Onun yolundan ayıracak başka yollara uymayın. Müslim, Cabir ibn Semra’dan Rasulullah’ın Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle dediğini rivayet eder:
"
Din sürekli ayakta kalacak ve Müslümanlar’dan bir grup kıyamete kadar onun uğrunda savaşacaklardır. Yine Nebi’nin şöyle dediği sabittir:
"Size Allah’ın bana emretmiş olduğu beş şeyi emrediyorum:

1-Cemaate bağlı kalmak,

2-dinlemek,

3-itaat etmek,

4-hicret ve

5-cihad."
Kim cemaatten bir karış ayrılırsa tekrar dönünceye kadar boynundan İslam bağını çözmüş olur.” (Ahmed ve başkaları Haris el-Eş’ari’den tahric etmişlerdir).
       
Barışsal davetin iflas ettiğine, hikmet ve güzel öğütle davetin sonuç vermediğine, hakim kesim hakkında hüsnü zanda bulunmanın büyük bir hata olduğuna, gücü elinde tutan mürted kesime yumuşaklıkla yanaşmaya çalışmanın hüsranla sonuçlanacağına kanaat etmiş olanlara...
Allahu Teala şöyle der:

"
O size Kitap’ta, Allah’ın ayetlerine küfürde bulunulduğunu ve onlarla alay edildiğini işittiğinizde, onlar başka bir söze dalıncaya kadar onlarla oturmayın; yoksa siz de onlar gibi olursunuz. Doğrusu Allah, münafıkların da kafirlerin de tümünü cehennemde toplayacak olandır.”
     Şeyh Süleyman ibn Abdillah ibn Abdilvehhab şöyle der:
(Bu ayete göre) onlarla, buğz etmeksizin, inkar etmeksizin ve yanlarından kalkıp gitmeksizin oturan onlar gibi kafirdir.”
     "Ne, her ne görüşten olursa olsun insanları bir araya toplama yönteminin ve ne de ferd görüşlerin ve kişisel çekişmelerin sürüklediği kamplaşmaların hiçbir sonuç vermeyeceğinden emin olanlara...
     "Ebu Şâme şöyle der: “Her nerede cemaate bağlılık emri gelmişse, bundan amaç hakkasarılmak ve tabi olmaktır. İsterse hakka sarılanlar azınlık, karşıt olanlar ise çoğunluk olmuş olsun. Çünkü hak, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ve Onun ashabı döneminde ilk cemaatin Rıdvânullahi Aleyhim üzerinde bulunduğu şeydir.

Batıl ehlinin sayıca çok olmasına bakmayız. Bu nedenle İbn Râhaveyh demiştir ki: Eğer cahillere en büyük cemaatin (sevâdu’l-a’zam) ne demek olduğunu soracak olursan,
“insanların oluşturduğu çoğunluktur” diyeceklerdir. Onlar bilmezler ki cemaat, Sallallahu Aleyhi ve Sellem izine ve Onun yoluna sımsıkı sarılan alim kimsedir. Kim onun yanında olur ve ona uyarsa cemaat odur. Ve kim de ona bu hususta (Peygamber’e uymada) muhalefet ederse cemaati terk etmiştir."

Gücü elinde tutan mürtedlerle,onların askerleri ve güvenlik güçleriyle yapılan savaş yalnızca teorik ve fikri bir savaş olmamalıdır. Zira Allahu Teala şöyle der: Kendilerine kitap verilenlerden, Allah’a ve ahiret gününe iman etmeyenlerle, Allah’ın ve Rasul’ünün haram kıldığını haram kılmayanlarla, gerçek dini din olarak kabul etmeyenlerle, alçalmış olarak elleriyle cizyeyi verene kadar savaşın.”


     “Gerçek problemlerini kendilerine gösterecek, bu problemlere objektif ve ilmî çözümler sunacak bir kimse bekleyenlerin çilelerinin bitmesinin; akıllarındaki ve nefislerindeki boşluğu dolduracak ve duygularını harekete geçirecek ilmî, hareketsel çıkış yoluna ulaşmakla gözlerinin aydınlanmasının zamanı artık gelmiştir.
       “Muvahhidin, sahte ilahlara karşı verdiği savaşta gerçek tavrını alması ve gerçek ilahınakarşı şer’an sorumlu olduğu rolü yerine getirmesi için bu hareket, çürümüş ve zamanın erittiği akımlara bir alternatif, pratik bir zorunluluk ve şer’î bir kesinlik olarak ortaya çıkar. Yusuf Aleyhisselam şöyle demişti:

     "Ey zindan arkadaşlarım, birbirinden ayrı birçok ilah mı daha iyidir, yoksa tek ve kahhar olan Allah mı?Allah’tan başka ibadet ettikleriniz, sizin ve babalarınızın koymuş olduğu bir takım isimlerden başka bir şey değildir. Allah onlar hakkında hiçbir delil indirmemiştir. Hüküm ancak Allah’ındır. O, kendisinden başkasına ibadet etmemenizi emretmiştir. İşte dosdoğru olan din budur; ancak insanların çoğu bilmezler.
Müslümanların katlandıkları problemlere bir son vermek ve Allah’ın kelimesini her üstün kılmak için; şahıslara ve sembollere itibar etmeksizin, bu bereketli davet
      “Hakkında kafa yoran ve kendisini gerçek anlamda Allah’a adayan kimseye bu hareketi başlatma ve yönünü kaybetmiş islami ortamda yerleştirme zaruretinin bilincine sahip olmak yaraşır. Hakikati arayan sadık müslüman, tağutların tepelerine yok edici darbeyi indirmek için birleşme ve yardımlaşmanın zaruretine gönülden inandığında; bizi, hiçbir gücü umursamayan, hiçbir ordudan çekinmeyen, yaratıcısı ve mevlası yolunda feda olmayı gerektiren her durumda öne atılan gerçek bir destek ve vefalı bir yardımcı olarak bulacaktır.
      “ Mevla Azze ve Celle’den, ümitlerimizi boşa çıkarmamasını, yardım ve desteğini bize uzatmasını diliyoruz. Çünkü O buna kefil ve buna kâdirdir: Allah içinizden iman eden ve salih amellerde bulunanlara vadetmiştir: Kendilerinden öncekileri nasıl egemenler kılmışsa, onları da yeryüzünde egemen kılacak, kendileri için seçmiş olduğu dini yaşama imkanı tanıyacak ve korkularını güvenliğe çevirecektir; şayet bana ibadet eder ve hiçbir şeyi bana ortak koşmazlarsa...”
      “Muvahhid kardeşlerimize sunduğumuz bu kitap, lehlerine ya da aleyhlerine delil olması için kendilerine teslim etmiş olduğumuz bir emanettir. Sabırsızlıkla, heyecan ve şevkle, bu kitapta bulunan gerçeklerle amel etmeye ve doğrudan uzak ne varsa terk etmeye çağırıyoruz. Allah’a, Rasul’üne Sallallahu Aleyhi ve Sellem ve mü’minlere bir bağlılık ve samimiyet olarak... Ta ki, tevhid bayrağı yücelsin, şirk sembolleri alçalsın.   Dualarımızın sonu Allah’a hamdetmektir.


       Emir, teşrî, ibadet ve boyun eğme konusunda Allahu Teala’nın kulları üzerindeki hakkı olan tevhide    çağrıdır.

"
Dikkat edin, yaratma ve emretme ona aittir. Alemlerin rabbi Allah ne yücedir.”
"Cinleri ve insanları ancak bana ibadet etmeleri için yarattım.” ...ve siyasi olsun ideolojik olsun eşit bir şekilde tağuttan beraete...
"Kim tağutu inkar eder ve Allah’a iman ederse sağlam bir kulpa yapışmıştır...
: Dini ilan etmek, gerçeği tüm çıplaklığıyla söylemek, müşriklere düşmanlık ve buğz, onlardan ve taptıklarından beraete çağrı...
        “İbrahim ve onunla beraber olanlarda sizin için güzel bir örnek vardır. Onlar kavimlerine şöyle demişlerdi: Biz, sizden ve Allah’tan başka taptıklarınızdan beriyiz. Sizi tanımıyoruz. Yalnızca Allah’a ibadet edinceye kadar sizinle bizim aramızda bir düşmanlık baş göstermiştir...” ilimle silahlanmak, söz ve amelden önce, tabi olmak ve başvuru metodunu birlemek; davetten, emri bil maruf ve nehyi anil münkerden, hüküm ve şeriat koymadan önce, Kitap, Sünnet ve İcma’ya sarılma, çekişmelerde başvuru kaynaklarını birlemeye çağrı...

      “
De ki, Rabbim yalnızca çirkin hayasızlıkları, onlardan açıkta olanlarını da gizli olanlarını da, günah işlemeyi, haklı nedeni olmayan isyanı, kendisi hakkında bir delil indirmediği şeyi Allah’a şirk koşmanızı ve Allah adına bilmediğiniz şeyleri söylemenizi haram kılmıştır.”
“Rabbinizden size indirilene uyun. Ondan başka velilere uymayın”
“Ey iman edenler, Allah’a itaat edin, peygambere itaat edin ve sizden olan ululemre de. Eğer bir şeyde anlaşmazlığa düşerseniz, onu Allah’a ve Rasulü’ne döndürün. şayet Allah’a ve ahiret gününe iman ediyorsanız. Bu hayırlı ve sonuç bakımından daha güzeldir.

        
  Demokratik, laik, sosyalist, kapitalist, ırkçı veya vatancı tüm beşeri sistemleri, bu sistemler uyarınca hareket eden ve bunlara mensup olan herkesi tekfir etmeye çağrı...
"Cahiliyye hükmünü mü istiyorlar?Akleden bir topluluk için Allah’tan daha güzel hüküm sahibi olan var mıdır?”
Beşerî kanunlar ve ithal edilmiş haçlı kanunlarıyla hükmeden ve semavî kanunlarla yönetmekten kaçınan mürted guruplarla cihada...
“Onlarla savaşın, Allah onları sizin ellerinizle azablandırsın, hor ve aşağılık kılsın, onlara karşı size zafer versin, müminler topluluğunun göğsünü şifaya kavuştursun ve kalplerindeki öfkeyi gidersin. Allah dilediğinin tevbesini kabul eder. Allah bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.”

      
Darulharpte ikamet etmenin caiz olmayıp oradan hicret etmenin gerekliliğini, orada ancak cihad ve askeri hazırlık kastıyla kalınabileceğini; ilmi eğitim, ruhi terbiye gibi bahanelerle cihadı terk etmenin şeytanın hilelerinden olduğunu ilan ediyoruz. Allah hiç kimseye çekebileceğinden fazlasını yüklemez.
“Melekler, kendi kendilerine zulmedenlerin hayatlarına son verecekleri zaman derler ki: “Nerde idiniz?” Onlar: “Bizler yeryüzünde mustaz’aflardık” derler. Melekler de: “Ondan hicret etmeniz için Allah’ın arzı geniş değil miydi?” derler. İşte onların barınma yeri cehennemdir. Ne kötü varış yeridir.”
Bir müşrik İslam’a girdikten sonra, müşriklerden ayrılıp Müslümanlara katılmadıkça Allah onun amelini kabul etmez”(Nesai sahih bir isnatla rivayet etmiştir.)
     
Mürted ve kafir yönetimlerde memurluk yapmayı terk etmeye, özellikle de din işlerinde ve imamlık, askerlik, askerî savunma, eğitim ve öğretim kurumlarında görev almamaya...
Zulmedenlere meyletmeyiniz, size de ateş dokunur. Zalimler için hiçbir yardımcı yoktur.” “İman edenler Allah yolunda küfredenler ise tağut yolunda savaşırlar. Şeytanın dostlarıyla savaşın. Muhakkak ki şeytanın hilesi zayıftır."
"
Son dönemde, zalim yöneticiler, fasık bakanlar, hain hakimler ve yalancı fakihler olacaktır. Kim onlara ulaşırsa onların yanında idareci, vergi memuru, bekçi veya polis olmasın” (Hadisi, Hatîb Bağdâdî Ebu Hureyre’den rivayet etmiştir) Bidatler, tasavvufî hurafeler, İmamiye Şia’sı, Cehmî Mürcie, Mutezilî Kaderiyye, Haricilerle mücadeleye çağrı...
“Allah’ın göndermiş olduğu her peygamberin ümmeti içerisinde onun sünnetini alan ve emirlerine uyan havarileri ve ashabı bulunur. Daha sonra bunları öyle kimseler izler ki, yapmadıklarını söyler ve emrolunmadıklarını yaparlar. Bu kimselerle eliyle savaşan mümindir. Diliyle savaşan mümindir. Kalben savaşan mümindir. Bunun dışında hardal tanesi kadar bile iman yoktur.” (Müslim)İlmî ve askerî cihad ve hazırlık sancağı altında toplanmaya, yardımlaşmaya, ayrılık ve çekişmeden uzaklaşmaya...
“İyilik ve takvada yardımlaşın, günah ve düşmanlıkta yardımlaşmayın.”
“Topluca Allah’ın ipine sarılın, ayrılmayın (fırkalara bölünmeyin)....
"Sizler kendilerine apaçık ayetler geldikten sonra parçalanıp ihtilafa düşenler gibi olmayın... Allah yolunda şehitlik, rızıkta Allah’a güvenme ve ölümden korkmamaya çağrı...Allahu Teala kıyamete kadar atların alınlarına, sevap ve ganimet olmak üzere hayrı düğümlemiştir.
"Kıyamet öncesinde kılıçla gönderildim ve rızkım mızrağımın gölgesinde kılındı.
“Eğer yoksulluktan korkarsanız Allah fazlıyla sizi zenginleştirecektir.”
"Onlardan korkuyor musunuz? Eğer müminler iseniz Allah kendisinden korkmanıza daha layıktır.”
Allah’ım Tebliğ ettim mi? Allah’ım sen şahit ol...
“Kim, kendisi için doğru yol apaçık ortaya çıktıktan sonra Rasul’e muhalefet eder vemü’minlerin yolundan başkasına uyarsa, onu döndüğü o şeyde bırakırız ve cehenneme sokarız. Ne kötü bir dönüş yeridir Allah’ın ipine sımsıkı sarılın, dağılıp ayrılmayın.” İslami literatürde fırka, Kur’an, Sünnet ve mü’minlerin üzerinde bulundukları çizgiden  uzaklaşanı, cemaat ise Allah’ın ipine ve bu çizgiye bağlı kalan topluluğu ifade eder. 

 Bu nedenle, bu çizgiden ayrılan gruplara “bid’atçi fırkalar” bu çizgiye bağlı kalan topluluğa da “Ehl-i Sünnet ve’l-Cemaat” denilmiştir. Müslümanlar çoğu kez, tarihte gelmiş geçmiş bid’atçi fırkalara ait görüşleri sahih islam akidesi zannederek benimseyegelmişlerdir. Bu durum, pratik alanda yanlış adımların atılmasına, Kur’an ve Sünnet çizgisinden uzaklaşılmasına ve önemli sapmalara sebep olmuştur.
       “Geçmişte, hevaya tabi olmaktan ya da doğru bilgiye sahip olmamaktan doğan yanlışlıkların müslümanlar üzerindeki etkisi günümüze kadar uzanmış, düşünce ve çağdaş hurafelerin etkisiyle birleşerek daha da kuvvet kazanmıştır. Bu nedenle müslümanlar bugün, sahip oldukları akideyi tekrar tekrar sorgulamak, Kur’an ve Rasul’ün Sallallahu Aleyhi ve Sellem: sünneti ışığında gözden geçirmekle yükümlüdürler. Müslümanlar gözlerini açtıkları ortamda ve ellerini attıkları en yakın yerde buldukları şeyin en doğru şey olduğ saplantısından kurtulmalı ve samimiyetle hakkı talep etmelidirler. Elinizde bulunan kitap, iman ve küfür konularında “cemaat”in üzerinde bulunduğu çizgiyle “fıkalar görüşlerini ayırt etmede gerekli temel bilgileri ve belli bir yöntemi ortaya koyma çabasının bir ürünüdür.


          Abdulkadir ibn Abdilaziz’in
“el-Câmiu Fî Talebi’l-İlmi’ş-Şerîf” isimli iki ciltlik değerli eserinden, iman ve küfür ile ilgili bölümler içerisinden derleyerek oluşturduğumuz ve yayınevimizin ilk ürünü olan bu kitabın Türkiye ortamında önemli bir boşluğu doldurmada büyük katkısının olacağına inanıyoruz. Kitaptaki bilgiler gerçekten titiz bir çalışmanın ürünüdür ve bu bilgiler ışığında şu ana kadar bilinmemesinden ötürü pratikte sıkıntısını çektiğimiz pek çok meselenin zihnimizde aydınlandığı ve net bir hal aldığı görülecektir.Yayınevimiz bir eksikliği gidermenin ötesinde, hayırlı bir çığır açmak niyet ve arzusuyla;
        Müslümanlar’ın, Kur’an ve Sünnet çizgisinden ve mü’minlerin üzerinde bulundukları yoldan her türlü sapma ve kaymaya karşı korunmalarını Hak ve batıl, iman ve küfür ayırımını en net biçimde ortaya koymalarını, Çağdaş beşerî-küfrî sistem ve ideolojilere karşı tavır ve konumlarını en doğru biçimde belirlemelerini, Allah’ın dostlarına karşı dostluğu, düşmanlarına karşı ise düşmanlığı açığa çıkarmalarını, Hareket alanındaki stratejilerini sahih ve sağlam İslam akidesi temeline oturtmalarını, Ne irca ne de haricilik batağına düşmeden, “vasat ümmet” olma şerefini Rablerine kavuşana dek üzerlerinde taşımalarını sağlama hususlarında yol gösterici olacağına inandığımız temel bilgiler içeren kitaplar serisinden ilkini böylece sizlere sunmuş olmaktadır. Allah’tan dileğimiz bu kitapla bizleri faydalandırması ve bizleri, kendilerine nimet verdiklerinin yoluna iletmesidir. ( NOT: Tevhid  Sitesinden  Alınmıştır.)