AKAİD-1

"AKAİD: Tevhid ilminin bir bakıma eş anlamlısıdır. Fakat onun konularının daha geniş işlenmesi ve öbür akide konularının da eklenmesiyle doğmuştur.
AKAİD, Akidenin çoğuludur. İnançlar, inanılacaklar, prensipler...demek olur. İtikad da aynı köktendir. Bir nizamın temel ilkeleri, herkesin benimsemesi gereken kaçınılmaz umdeler demektir.
         Şer'i ve İlmi manası, yani tarifini ise şöyle yapabiliriz :
" İslam dininin İman esaslarını delilleriyle anlatan ilimdir." Yani itikadi hükümleri konu alan ilme bu ad verilmiştir. Tıpkı ameli hükümleri anlatan ilme "FIKIH" denildiği gibi". (Ali NAR, Akaid Risaleleri, sh:25)
      "
AKAİD (Akide. c) Akideler. İtikad olunan hakikatlar. İtikada dair kaziye ve hükümler, esaslar. Akaid-i Diniye : Dini Akideler. İmani esaslar. (Yeni Lügat, Akaid mad. Sh:15) " Resül-i Ekrem (sav)'in, kendisinden sonra "FİTNE" lerin zuhur edeceğine dair Sahabe-i Kiram'a bilgi verdiği muteber hadis mecmualarında zikredilmiştir. Kat'i nass'ların heva ve heveslere göre tevili, "Siyasi ihtiraslarla" yakından alakalıdır ve Resül-i Ekrem (sav)'in vefatından sonra ortaya çıkmıştır. Hz. Ebu Bekir (RA)'in hilafeti döneminde ortaya çıkan "yalancı peygamberler" bu fitnelerin ilkidir.
         Allahü Teala (c.c)'nın kitabında yer alan
"Müteşabih" ve "Mücmel" ayet-i kerimeleri; herhangi bir ilme sahip olmadan, mücerred akılla tevil eden siyasi fırkalar; değişik itikadi görüşler ortaya atmışlardır. Bilhassa Hz. Osman (RA)'ın feci şekilde şehid edilmesi; bu fırkaların istismarını hızlandırmıştır. Hz. Hüseyin (RA)'ın "Kerbela" da şehid edilmesinden sonra,  İTİKADİ   MEZHEPLER' in hızla çoğaldığı bir gerçektir. İmam-ı Eş'ari "Makalat" isimli eserinde; Ümmet içerisinde görülen ilk ihtilafın, "İMAMET" meselesinden kaynaklandığını beyan etmektedir.
          Muteber birçok kaynakta yer alan
"Ümmet'in yetmiş üç fırkaya" bölüneceğine dair Hadis-i Şerif, İtikadi mezheplerin teşekkülü ile yakından alakalıdır. Resül-i Ekrem (SAV) : " İsrail oğulları yetmiş iki fırkaya ayrıldılar. Benim Ümmetim ise yetmiş üç fırkaya ayrılacaktır. Bunlardan biri müstesna, hepsi de Cehenneme girecektir." buyuruyor. Sahabe-i Kiram "---O müstesna olan fırka hangisidir ya Resulullah ?" diye sorunca, Peygamberimiz Efendimiz (SAV) : " Benim ve ashabımın yolunda olan Cemaattir" müjdesini veriyor. (Sünen-i İbn-i Mace- İst: 1401, Çağrı Yay. C/2, sh: 1322, Had. No: 3993. Ayrıca Sünen-i Tirmizi, Sünen-i Ebu Davud ve Sünen-i darimi.) Yine bir başka Hadis-i Şerif'te Resül-i Ekrem (SAV)'in : "Benim ve Raşid halifelerimin Sünnetine sarılınız" emrini verdiği bilinmektedir. ( Molla Hüsrev- Dürerü'l Hükkam- İst:1307, C/1, sh:119. Ayrıca Sünen-i İbn-i Mace (1, 16, 42), El-Müsned (4, 126-127), Sünen-i Darimi, Mukaddime: 16)

  Abdulkahir  el-  Bağdadi "Ümmet'in fırkalara ayrılacağını" haber veren Hadis-i Şerif'le ilgili olarak   şunları   zikrediyor : "Ümmet'in   fırkalara   ayrılması   ile  ilgili   hadisin   birçok   isnadı   vardır.   Bu  Hadisi,  Allah'ın   salat  ve  selamı   ona   olsun Nebi'den; Enes b. Malik, Ebu Hureyre, Ebu'd  Derda,  Cabir,  Ebu  Said  El Hudri,   Übeyy  b.Kaab,   Abdullah b. Amr El-As, Ebu  Ümame,  Vasile b. El Eska  ve  diğerleri    gibi  sahabeden   birçoğu   rivayet   etmiştir.   İlk  dört   halifenin (Hülafa-i Raşidin); kendilerinden   sonra Ümmet'in   fırkalara   bölüneceğini,   bunlardan   yalnız   bir   fırkanın   kurtuluşa ereceğini  ve diğerlerinin ise   dünya'da   sapıklığa düşüp, ahiret'te de perişan olacağını   söyledikleri   rivayet   edilmiştir." (Abdulkahir El Bağdadi-El  Fark   beyne'l   Fırak,  sh:9. İst. Kalem Yay.)
      Resül-i Ekrem (SAV)'in ve Hülafa-i Raşidiyn'in yolunu dosdoğru takip edenlere
" Ehl-i Sünne ve'l Cemaa" ismi verilmiştir. Türkiye'deki yaygın kullanılışı "Ehl-i Sünnet ve'l Cemaat" veya "Ehl-i Sünnet'tir" Tarih boyunca Müslümanların kahir ekseriyetini "Ehl-i Sünnet" teşkil etmiştir." ( Yusuf KERİMOĞLU, Emanet ve Ehliyet, C/1, sh:53-54. Ölçü Yay. İst.1985.)
       
"AKAİD" Kelimesi   Resulullah   (a.s)'ın zamanında kullanılan bir kelime değildi. Bu, kalbin   bağlanarak inandığını ve bu inancında azmettiğini anlatmak için kullanılan yeni bir kelimedir.   Bu  terimi  esas   alarak şunu söyleyebiliriz : Resulullah (a.s) zamanında yalnızca tabii olunan bir İslam Akaidi söz konusudur. Öte yandan daha sonraki çağlarda yazılan eserlerde   ele   alınarak   şekillenen bir Akaid kavramı bulunmaktadır. Akaid, Resulullah (a.s)'ın   zamanındaki   tabii   haliyle İslam'la ameli birbirine  bağlayan   bir   esasdı   ve  iki   esası  içine   alıyordu.
     Birinci  Esas;   Risalet,

İkinci Esas;  ise   Gayb meseleleri hakkındaki sadık vahyin öğretileriydi.   Bu iki esas zaman zaman birbiri içine girmekte ve birbirlerini tamamlamaktaydılar.   Kelime-i Şehadet   işte   bütün  bu   konuları   özetliyordu   ve   AKAİD'İN simgesi  de   bildiğimiz   Şehadetti.
           Daha sonra telif edilen eserlerde şeklini bulan
AKAİD ise, bu konuları ele aldığı gibi, bunun dışındaki birçok meseleye de eğilmiştir. Müslümanlar ile diğer dinlere mensup olanlar arasındaki   mücadele  de   bu  kapsama   girmiştir.    Ehl-i  Hak   olan doğru yolun mensuplarıyla    Ehl-i Batıl olan ve "Ehl-i Sünnet ve'l Cemaat" dışında kalan kimseler arasındaki   çekişme de bu platformda değerlendirilmiştir. İşte bu yüzden -telif eserlerdeki- Akaid   konularına   İslam  ve  imanın  tanımı,   bu ikisinin oluşturduğu konular, İlahiyat konuları,   Nebeviyat,   Sem'iyyat   ve   bunlarla   ilgili meseleler de dahil   olmuştur.  Dahası, insanın   yalnız   Vahiy   yoluyla   anlayabileceği   ğayble   ilgili   gerçekler de  Akaid ilminin önemli   bir   bölümünü   oluşturmuş,   bu   yeni ilim, İslam'ı   ve   şer'i  yükümlülükleri   ana   hatlarıyla   ve   bütünlük   içinde   işlemiştir.
        İSLAM, İman ve şeriat   açısından   insanların şu guruplardan birine dahil olduklarını   görüyoruz.

1-İnançlı ve inançlarını   yerine  getiren   müslümanlar,

2-inançlı ancak inançlarını   tam   olarak yaşamayan   günahkar ve kusurlu müslümanlar.

3-(Bir diğer   üçüncü   gurup ise;  Müslüman  olduğunu  zannedip   Gayr-i   İslam'i

    düşünce   ve  Akaid'e  bağlı   olarak   yaşayan  insanlar.)

       İlk gurup takva sahipleri, ikinci gurup ise isyankar ve fasıklardan oluşmaktadır.

   (Üçüncü gurup ise şirk içinde yüzen müşrikler gurubudur.)

4-Dördüncü gurup, dışarıya karşı müslüman gözüküp, aslında iman etmeyenlerdir.

   Bunlara Münafık denmektedir.

5-Bunlardan başka bir de Kafirler gurubu vardır.

Öte yandan dini anlayışta veya amelde hatalı olan Müslümanlara da raslamaktayız. Bunlar Bid'at ehlidir. Bazen Bid'atler küfre kadar gidebilir, bazen de Bid'at olarak kalırlar. Bunların ilki Mürted, ikincisi doğru yoldan sapmış kimsedir. Bu müslüman, açıktan açığa dinden çıkıp Mürted olabileceği gibi, sözleri ve hareketleriyle de irtidat etmiş olabilir. İşte bütün bunlardan  dolayı   meselelerine   İslam'dan   çıkmaya   neden  olacak  hususlar da eklenmiştir.
      Resulullah (s.a.v.)'ın vefatından kıyamete kadar olacak bazı olayları, Resululllah (a.s.) bizlere bildirmiştir. Bunlara inanmak da O'nun peygamberliğine inanmanın bir parçasıdır. Bu olaylardan bazıları vuku bulmuş, bazıları ise henüz yaşanmamıştır. Bunlardan bir bölümü kıyametten kısa bir süre önce, bir kısmı ise kıyametten bir süre sonra meydana gelecektir.   İşte bütün bu bahisler de Akaid,  ilminin  konuları  arasında ele alınmaktadır.
   Tarih boyunca İslam Ümmeti içinde ortaya çıkan ve Kur'an ile Sünnet'in yorumlanmasında fıtrata aykırı hareket eden ekoller meydana gelmiştir. Bu fırklar şaz (İslam alimlerince kabul görmeyen münferit görüş.) veya küfrü gerektiren bazı görüşler ortaya atmışlar ve yanlış tutumlar içerisine girmişlerdir. Bu tür ekollerin görüş ve tutumlarından söz etmek de
AKAİD ilminin bir parçası olmuştur. Akaid ilminde, bazı konuların düzeltilmesi için çaba sarf edilmeyip susulduğu takdirde, bazı zararlar doğurabilecek   nitelikte  bir  takım  hatalı   anlayışlardan  da  bahsedilmektedir......
   
Akaidde görüşler naslara dayanmaktadır. .....İslam'da olan her şeyin temeli, doğru bir itikad olduğu gibi, doğru bir itikadın temeli de Allah'a ve Resulüne (a.s.) olan kuvvetli imandır. AKAİD kitaplarının konu çeşitliliğine rağmen, eski müellifler "HAKİMİYYET" konusu gibi başka ilimlerle ilgili gördükleri meseleleri, araştırmaları dışına çıkarmışlardır. Mesela "HAKİMİYYETİN YALNIZ ALLAH'A AİT OLUŞU" konusunu fıkıh usulü ilmiyle bağlantılı bulmuşlardır...İslamcı yazarlar, günümüzde bu konudaki boşluğu tesbit ederek, bu boşluğu İslami düşünce eserleri adı verilen türdeki eserlerle doldurmaya çalışmışlardır. İslamiyete girmek için,   Kelime-i   Şehadet'i  kabul ve ikrar etmek, İslam'ın gerektirdiği amelleri   yerine   getirmek   ve   CEMAATLE   bütünleşmek gerekir. Bunların zıttı ise, KÜFÜR, Nifak ve Cahiliyettir. İşte bu yüzden Resulullah (a.s.)'ın çağında bu ve benzeri meselelere  ağırlık  verilmiştir."  ( Said HAVVA, El-Esas Fis'Sünne, İslam Akaidi, C/7, sh:13-16)
  "
AKAİD : Dinin temel hüküm ve prensiplerini özlü bir şekilde anlatan kaide ve düsturlar. Akaid  kelimesi inanç anlamına gelen "AKİDE" kelimesinin çoğul şeklidir. Kesin olarak inanılan  şey, iman ve  anlayış şekli demektir. Akaid; ibadeti değil, inancı; yani ameli değil, imanı esas  alan  İslami kaide ve hükümlerin tümüdür. Kısaca AKAİD, Kur'an ve Sünnet ışığında İslam Dini'nin iman esaslarından sistemli  bir   şekilde   bahseden   düsturlardır.  İslam'ın  inanç   manzumesi   "AMENTÜ"  cümlesinde   toplanmış bulunmaktadır. Bu da Allah'ın varlığına ve birliğine,  Meleklere,  Kitaplara, Peygamberlere,   Ahiret   gününe, Kadere,   Hayır ve Şerrin   Allah'tan  geldiğine   imandan   ibarettir.   Bunlar İslam Akidesinin ve   "TEVHİD"   inancının   esasını   oluşturan   temel   düsturlardır.
    İslam'ın   ilk   dönemi   olan   Asr-ı  Saadet'te,  Resulullah  (s.a.v.)  hayatta   iken   diğer  bütün  İslami   ilimler   gibi  
AKAİD   ilmi de yazılmamış ve henüz   tedvin  edilmemişti...Zira Vahiy  devam  ediyor;   Müslümanlar   karşılaştıkları  bütün problemleri derhal Hz. Peygamber'e götürüp Vahyin ışığında çözüme kavuşturuyorlardı....Hz.Peygamber'in ahirete irtihalinden  ve  dolayısıyla   vahyin   kesilmesinden   sonra   ashabın   çoğu, "Asr-ı Saadet'teki saf   ve   berrak   İslam'i   anlayışlarını   korudular.    Buna   rağmen toplum içinde meydana gelen gelişmeler karşısında,  ister   istemez   bazı   problemler   ile   ilgili olarak yeni tartışmalara   girişiyorlardı.   Özellikle   Halifelerin   Seçimi   ile  ilgili olarak bazı görüş ayrılıkları  meydana   gelmiş,   bilhassa "HAKEM OLAYI"n  dan sonra  "ŞİA"nın ve bunlara karşı tam aksi görüşleri savunan "HARİCİLER" in ortaya çıkışı, beraberinde değişik  anlayışları da   Müslüman'ların    gündemine   getirmiştir.......
     İslam AKAİDİ ile ilgili olarak yazılan en meşhur eserler arasında İmam-ı Azam'ın (rh.a.)
"Fıkh-ı Ekber" ini;  İmam-ı Maturidi'nin  "Kitabu't- Tevhid"ini;  Ömer Nesefi'nin "Metnu'l-Akaid"ini,   Nureddin  es- Sabuni'nin   "el-Bidayesi"ni zikredebiliriz. Bunların yanında Taftazani'nin  "Şerhu'l-Akaid" adlı   eseriyle   Şehristani'nin,   Abdulkahir el-Bağdadi'nin, İmam-ı Gazali'nin,   Kadı   Adudiddin   Abdurrahman   b. İci'nin, Seyyid Şerif  Cürcani'nin eserleri  de   çok   okunan   kayda   değer   eserlerdir."   ( Şamil İslam Ansiklopedisi,C/1, sh:128-130)
      Şu  hususu   çok  iyi   bilmek gerekir  ki;   imanı   makbul   ve   sahih   olmayan  bir   insan   ne kadar çok amel yaparsa  yapsın   yaptığı   amelin   o   kişiye zerre miktarı faydası olmayacaktır.   İmanı  sahih  olup,   ameli   zayıf   olan kimseler  günahları miktarı azap çektikten veya Allahu Teala (c.c.) nın bağışlaması   veyahut   Peygamberimizin (s.a.v.)'in  şefaatine   dahil   olduktan   sonra   Cehennemden    çıkacaklardır.   Lakin,   imanı   sahih olmayıp  ta   ameli   çok  olanlar   ebedi   olarak   Cehennemde kalacaklardır.   Onlar  ne şefaate   nail   olacaklar,    nede   bağışlanmaya   layık   olacaklardır.    (Abdullah AZİZ)